<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Türkiye Bölge ve dünya gündemi- Ras Ajans</title>
      <link>https://www.rasajans.com/haberler/saglik/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Haberler ve son dakika gelişmeleri takip etmek, editör ve yazarların gündeme dair kaleme aldıkları güncel köşe yazılarını ve analizlerini okumak için, doğru adrestesin!</description>
      <category>Newspaper - Sağlık</category>
      <lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 05:29:03 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.rasajans.com/rss/haberler/saglik/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Malatya Gözde Hastanesi’nde Birlik ve Dayanışma Gecesi]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/malatya-gozde-hastanesi-nde-birlik-ve-dayanisma-gecesi/16481/</link>
            <description><![CDATA[Malatya’da faaliyet gösteren Gözde Hastanesi’nde 14 Mart Tıp Bayramı ve Ramazan ayı dolayısıyla anlamlı bir program düzenlendi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/malatya-gozde-hastanesi-nde-birlik-ve-dayanisma-gecesi/16481/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 22:15:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Hastane yönetimi ve sağlık çalışanlarının katıldığı etkinlikte birlik, dayanışma ve vefa mesajları verildi.</p><p>Programda konuşan Gözde Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Karaman, sağlık çalışanlarının toplum için üstlendiği hayati görevlere dikkat çekerek tüm doktorların ve sağlık personelinin Tıp Bayramı&#39;nı kutladı. Ramazan ayının birlik ve beraberlik duygularını güçlendirdiğini ifade eden Kalın, sağlık çalışanlarının fedakrlıklarının her zaman takdir edilmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Kalın konuşmasında, 'Başta doktorlarımız olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı&#39;nı tebrik ediyorum. Ramazan ayının bereketiyle birlik ve dayanışmamızı daha da güçlendirmeliyiz. Yaklaşan Kadir Gecesi&#39;nin ve Ramazan Bayramı&#39;nın ülkemize sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum' ifadelerini kullandı.</p><p>Etkinlikte ayrıca 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya&#39;ya gösterilen dayanışma ve destek de anıldı. Vefa Derneği Başkanı Abdullah Şahin, şehre ve sağlık camiasına sunduğu katkılar dolayısıyla Gözde Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim karaman&#39;a teşekkür plaketi takdim etti.</p><p>Program, hastane personelinin katılımıyla gerçekleştirilen pasta kesimi ve hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/malatya-gozde-hastanesi-nde-bi_1773688536_GZ3U5y.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Malatya Gözde Hastanesi’nde Birlik ve Dayanışma Gecesi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/malatya-gozde-hastanesi-nde-bi_1773688536_GZ3U5y.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İlaç fiyatlandırmasında yeni kur düzenlemesi yürürlüğe girdi]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ilac-fiyatlandirmasinda-yeni-kur-duzenlemesi-yururluge-girdi/16478/</link>
            <description><![CDATA[İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan euro kurunda yeni düzenleme yürürlüğe girdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ilac-fiyatlandirmasinda-yeni-kur-duzenlemesi-yururluge-girdi/16478/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 01:43:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Resmi Gazete&#39;de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ilaç fiyatlandırmasında esas alınan euro kuru iki aşamalı olarak artırıldı.</p><p>Yeni düzenlemeye göre, ilaç fiyatlandırmasında kullanılan euro kuru ilk aşamada 25 lira 33 kuruştan 26 lira 87 kuruşa yükseltildi. Bu değişiklik yarından itibaren geçerli olacak. İkinci aşamada ise 1 Nisan 2026 itibarıyla kur 29 lira 11 kuruş olarak uygulanacak. Böylece ilaç fiyat hesaplamasında kullanılan döviz değeri yeniden güncellenmiş olacak.</p><p>Formülde değişiklik yapıldı<br>Kararname ile ilaç fiyatlandırmasında kullanılan hesaplama yönteminde de değişikliğe gidildi. Mevcut sistemde, fiyat belirlenirken bir önceki yılın ortalama euro kurunun yüzde 60&#39;ı baz alınıyordu. Yeni düzenleme kapsamında bu oran 1 Nisan 2026&#39;dan itibaren yüzde 65 olarak uygulanacak. Böylece fiyat belirleme formülü de güncellenmiş oldu. Düzenlemenin yalnızca kur güncellemesiyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda ilaç tedarikinde yaşanabilecek sorunların önüne geçilmesini hedeflediği belirtiliyor.</p><p>'İlk eşdeğer' ilaca teşvik<br>Karar kapsamında piyasaya girmekte zorlanan 'ilk eşdeğer' ilaçlar için de yeni bir teşvik mekanizması oluşturuldu. Buna göre, referans ilacın fiyatına göre belirlenen oran ilk yıl yüzde 80, ikinci yıl yüzde 75, üçüncü yıl ise yüzde 70 olarak uygulanacak. Böylece eşdeğer ilaçların daha hızlı piyasaya girmesi teşvik edilecek.</p><p>Ayrıca belirli pazar payına ulaşılması halinde bu oranların daha da artırılabileceği kaydedildi.</p><p>Fiyat koruma kapsamı genişletildi<br>Yeni düzenleme ile uzun yıllardır piyasada bulunan bazı ilaçlar için uygulanan 'fiyat koruma' sistemi de genişletildi. Daha önce 1987&#39;den önce piyasaya çıkan ilaçları kapsayan uygulama artık 2000 yılından önce piyasaya giren ürünleri de kapsayacak. Bu kapsamdaki ilaçların büyük bölümünün Türkiye&#39;de üretilen ürünlerden oluştuğu belirtiliyor. Bu adımla hem düşük fiyat nedeniyle üretimi risk altında olan ilaçların piyasada kalması hem de yerli ilaç sanayisinin desteklenmesi hedefleniyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ilac-fiyatlandirmasinda-yeni-k_1773355385_tnCD40.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İlaç fiyatlandırmasında yeni kur düzenlemesi yürürlüğe girdi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ilac-fiyatlandirmasinda-yeni-k_1773355385_tnCD40.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Tuzu azalt, sağlığı artır!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/tuzu-azalt-sagligi-artir/16476/</link>
            <description><![CDATA[Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/tuzu-azalt-sagligi-artir/16476/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 01:25:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Tuzlu yeme alışkanlığının genetikten çok öğrenilmiş bir damak tadı olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmak, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketimi bu tercihleri şekillendiriyor.' Günlük tuz miktarını sadece 1 gram azaltmanın bile kalp ve inme riskini düşürebildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, tuz tüketimini azaltmanın en etkili yolunun ani kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu aktardı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p><p>Günlük tuzu 1 gram azaltmak bile kalp ve inme riskini düşürüyor!</p><p>Tuzun, vücut için gerekli bir mineral olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel süreçlerde rol oynar. Ancak ihtiyaçtan fazlası özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek sorunları açısından risk oluşturur.' dedi.</p><p>Yapılan çalışmaların, günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp-damar hastalıkları riskinde anlamlı düşüş sağlayabildiğini gösterdiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, küçük bir azalmanın, büyük bir etki yaratabileceğini kaydetti.</p><p>Fazla tuzun önemli bir kısmı, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor!</p><p>Yüksek sodyum alımının vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açabileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Bu durum tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebilir.' dedi.</p><p>Tuzun doğrudan yağ artışına neden olmadığına işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Ancak zayıflamak isteyen bireylerde ödem nedeniyle kilo verme sürecini zorlaştırabilir ve motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerirken, Türkiye&#39;de ortalama tüketim bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Üstelik fazla tuzun önemli bir kısmı sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor. Ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, cipsler, bulyonlar ve hazır çorbalar günlük sodyum alımına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle yalnızca &#39;yemeğe tuz atmamak&#39; çoğu zaman yeterli değil.' uyarısında bulundu.</p><p>Mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığı!</p><p>&#39;Tuzlu yeme alışkanlığı genetik midir?&#39; sorusunun sıkça gündeme geldiğini hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Tat duyusuna ilişkin bireysel farklılıklar kısmen genetik olabilir; ancak belirleyici olan büyük ölçüde çevresel faktörlerdir.' dedi.</p><p>Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmanın, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketiminin bu tercihleri şekillendirdiğini dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, 'Yani çoğu durumda mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığıdır.' şeklinde konuştu.</p><p>Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede anlamlı bir fark yaratır!</p><p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için en etkili stratejinin ani ve radikal kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, ' Damak tadı yaklaşık 2–4 hafta içinde daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir.' Dedi.</p><p>&#39;Az tuzlu yemek tatsızdır&#39; düşüncesinin çoğunlukla alışkanlıktan kaynaklandığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Tuz azaldıkça besinlerin kendi aroması daha belirgin hale gelir. Etiket okumak, sodyum içeriği yüksek ürünleri sınırlamak, yemek pişirirken tuzu en son aşamada ve ölçülü eklemek, sofraya tuzluk koymamak pratik ama etkili adımlardır.</p><p>Lezzeti artırmak için tuza bağımlı kalmak gerekmez. Limon, sirke, sarımsak, soğan, taze otlar ve baharatlar yemeğin tadını zenginleştirir. Doğru planlanmış, işlenmiş gıdalardan uzak ve dengeli bir beslenme modeliyle tuz tüketimini azaltmak mümkündür. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede hem kalp sağlığı hem de kilo kontrolü açısından anlamlı bir fark yaratır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/tuzu-azalt-sagligi-artir_1773354352_yPvafq.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Tuzu azalt, sağlığı artır! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/tuzu-azalt-sagligi-artir_1773354352_yPvafq.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gırtlak Kanserine Neden Olan Etkenlere Dikkat !]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/girtlak-kanserine-neden-olan-etkenlere-dikkat/16461/</link>
            <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim 

Yıldırım konu ile ilgili bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/girtlak-kanserine-neden-olan-etkenlere-dikkat/16461/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 00:54:57 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Baş, boyun bölgesinin en sık görülen kanseri gırtlak kanseridir.İlk belirtisi ses kısıklığıdır.Boyunda şişlik oluşması, yutma zorluğu, boğazda takılma hissi, nefes darlığı, kulak ağrısı ve ağızdan kan gelmesi diğer belirtiler arasındadır.</p><p>Gırtlak kanseri gırtlağın her bölgesinde görülebilir, en sık görüldüğü bölge ses telleridir.Özellikle 2 haftayı geçen ses kısıklıklarında ayrıntılı bir şekilde muayene etmek gerekir.Ses tellerinin çalışmadığı, boyunda şişlik olduğu, açıklanamayan kulak ve boğaz ağrılarında mutlaka ileri görüntüleme yöntemleri ile ayrıntılı muayene etmek gerekir.</p><p>Gırtlak kanseri ses tellerin üst kısmında yerleştiğinde daha geç belirti verebilir. Bu bölgede ses bozulmadığı için hastaların şikayeti genellikle boğazda takılma, yutkunma ve boğaz temizleme şeklinde yaygın semptomlar görülür.Gırtlak kanseri ses tellerinin altında yerleştiğinde bazen ilk belirti nefes darlığı olabilir. Ses tellerinde yerleşen tümörler yavaş yavaş gelişir ve giderek yayılan bir şekilde ses telinin tümünü tutarak ses tellerinin dışına taşımaya başlar. Erken tanı hayat kurtarıcı rol oynar. Geciktiği takdirde gırtlak sisteminin tamamını almak gerekebilir boğazda kalıcı delik açmak zaruri olabilir.</p><p>Gırtlak kanserine neden olan etkenler arasında en yaygın bilinen sigaradır ama bunlar içerisinde genetik yapıda büyük rol oynar.Kansere genetik yatkınlığı olan kişilerde üzerine risk faktörleri eklendiği zaman daha çabuk kanser gelişebilir. Yani genetik yatkınlığı olan bir kişi sigara içtiğin zaman daha çabuk kanser ortaya çıkar ama genetik yatkınlığı olmayan bir kişi sigara içtiği zaman daha geç ortaya çıkar.</p><p>Bir diğer en önemli etkenlerden bir tanesi de alkol, tütün ürünleri ile birlikte kanser sürecini daha da hızlandırır.HPV virüsü olarak bilinen etken de baş boyun kanserlerinın gelişiminde önemli rol oynar. Kişinin beslenme düzeni özellikle proteinden zengin beslenmek kızartma, kırmızı et ve işlenmiş gıdalarda risk taşır. Zehirli gazlara maruziyet ve uzun süre bu zehirli gazlı ortamlarda tenefüs akciğer kanseri ile birlikte gırtlak kanseri riskini de belirgin derecede artırır.</p><p>Gırtlak kanserinde tanı hastanın hekim tarafından muayene edilip şüpheli dokudan parça alınmasıyla kesin olarak konur. Kötü görünümlü dokular hekimleri ve hastaları şüphelendirmelidir. Özellikle risk faktörlerinin varlığı ve şikayetlerin uzaması gırtlak kanseri riskini akla getirmelidir.Endoskopik muayene sonrası gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografi ve MR ile de ek görüntüleme ayrıntılı tanı konabilir.</p><p>Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım,&#39;&#39;Gırtlak kanseri tedavisinde en belirleyici rol hastanın tanı(kanserin anlaşıldığı zaman) aldı zamandır.Geç kalınmış kanserlerde daha geniş bir alan bundan etkilenir. Erken tanı konursa gırtlak fonksiyonları etkilenmeden kolay bir şekilde tedavi edilmiş olur.Erken tanı konulduğu zaman lazer ile ses tellerindeki kanser alınarak ses kalitesi korunmuş olur.Daha ilerleyen durumlarda ağız içerisinden endoskopik yol ile lazerli yöntemi uygulayarakdan ses kalitesi kaybedilir ancak fonksiyon korunarak tedavi edilmiş olur.Erken evre tümörlerde en yüz güldürücü sonuçlar cerrahiyle alınır. Gırtlak dışına taşmış tümörlerde organ koruyucu fonksiyonu daha önemli olan radyoterapi -Işın tedavisi ve kemoterapi- ilaç tedavisi de gırtlak kanserileri tedavisinde yer alır.Boyuna ve yemek borusuna yayılmış gırtlak tümörlerinde, multidisipliner yaklaşım ile hastalara öncesinde konsey yapılarak tedavilerin artıları ve eksileri tartışılıp her hasta üzerinde en uygun tedavi yöntemi seçilir ve uygulanır.&#39;&#39;dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/girtlak-kanserine-neden-olan-e_1773266096_Gycwae.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gırtlak Kanserine Neden Olan Etkenlere Dikkat ! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/girtlak-kanserine-neden-olan-e_1773266096_Gycwae.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu: e-Nabız’a yeni özellik “İlacım Nerede?”]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/saglik-bakani-memisoglu-e-nabiz-a-yeni-ozellik-ilacim-nerede/16441/</link>
            <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda dijital sağlık uygulamalarına yeni yeni bir özellik eklendiğini duyurdu.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/saglik-bakani-memisoglu-e-nabiz-a-yeni-ozellik-ilacim-nerede/16441/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 16:00:30 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, paylaşımda şu ifadelere yer verdi:</p><p>'Dijital Sağlık Uygulamalarımızı kullanıcı dostu yeniliklerle güçlendirmeyi sürdürüyoruz. e-Nabız&#39;a kazandırdığımız 'İlacım Nerede?' özelliği ile vatandaşlarımız, son 5 gün içinde düzenlenen reçetelerindeki ilaçların il sınırları içerisinde hangi eczanelerde bulunduğunu kolayca sorgulayabilecek. Nöbetçi eczane filtreleme ve yol tarifi desteğiyle en yakın eczaneye hızlıca ulaşabilecek; geri bildirim butonu ile de proaktif olarak stok bilgilerinin güncel tutulmasına katkı sağlayacaklar.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/saglik-bakani-memisoglu-e-nabi_1773147629_K1YVXj.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sağlık Bakanı Memişoğlu: e-Nabız’a yeni özellik “İlacım Nerede?” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/saglik-bakani-memisoglu-e-nabi_1773147629_K1YVXj.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Genç Diş Hekimleri Gelecek İçin Daha Güçlü Bir Sistem İstiyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/genc-dis-hekimleri-gelecek-icin-daha-guclu-bir-sistem-istiyor/16410/</link>
            <description><![CDATA[Türkiye’de diş hekimliği alanında son yıllarda hızla değişen dengeler, mesleğin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşıdı.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/genc-dis-hekimleri-gelecek-icin-daha-guclu-bir-sistem-istiyor/16410/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 01:55:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Eğitimden istihdama, uzmanlık süreçlerinden sağlık politikalarına kadar birçok başlıkta yaşanan gelişmeler, özellikle genç diş hekimlerinin geleceğine ilişkin önemli soruları beraberinde getiriyor. Mesleğin önümüzdeki yıllardaki yönünü belirleyecek bu gelişmeler, diş hekimliği alanında kapsamlı ve sürdürülebilir bir dönüşüm ihtiyacını da açıkça ortaya koyuyor.</p><p>Son yıllarda artan diş hekimliği fakülteleri, değişen sağlık politikaları ve uzmanlık sınavlarına yönelik yeni düzenlemeler, meslek içinde yeni bir yapılanma ihtiyacını ortaya koyarken; uzmanlar bu sürecin doğru planlanması halinde Türkiye&#39;nin ağız ve diş sağlığı alanında önemli bir gelişim potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekiyor.</p><p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sahim-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, diş hekimlerinin yalnızca tedavi sunan sağlık profesyonelleri değil, aynı zamanda toplum sağlığının korunmasında kilit rol oynayan bir meslek grubu olduğunu vurguladı.</p><p>Ağız ve diş sağlığı toplum sağlığının temel parçası</p><p>Dünya genelinde ağız ve diş sağlığı hastalıklarının en yaygın sağlık sorunları arasında yer aldığını belirten Akarken, koruyucu sağlık politikalarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p><p>Akarken, 'Diş hekimliği yalnızca tedavi odaklı bir alan değildir. Aynı zamanda toplum sağlığının korunmasında çok kritik bir rol üstlenmektedir. Erken teşhis, koruyucu uygulamalar ve düzenli kontroller sayesinde hem bireylerin yaşam kalitesi artmakta hem de sağlık sisteminin üzerindeki yük önemli ölçüde azalmaktadır' dedi.</p><p>Türkiye&#39;de ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin son yıllarda önemli bir gelişim gösterdiğini belirten Akarken, bu gelişimin sürdürülebilir olması için eğitim ve istihdam planlamasının dengeli şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.</p><p>Aile Sağlığı Merkezlerinde diş hekimi uygulaması hayata geçirilmeli</p><p>Genç diş hekimlerinin mesleki geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akarken, bir yandan mezun sayısının arttığını, diğer yandan kamuda istihdam alanlarının yeterince genişletilemediğini belirterek özellikle bir süredir gündemde olan Aile Sağlığı Merkezlerinde ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulmasına yönelik diş hekimi uygulamasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Akarken, 'Birinci basamak sağlık hizmetlerinde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi hem toplum sağlığı açısından hem de genç diş hekimlerinin istihdamı açısından önemli bir adımdır. Aile Sağlığı Merkezlerinde diş hekimi uygulamasının bir an önce hayata geçirilmesi, hem koruyucu diş hekimliği hizmetlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlayacak hem de atanamayan diş hekimlerimizin kamuda istihdam edilmesine önemli bir imkn oluşturacaktır.' dedi.</p><p>Genç diş hekimleri için güçlü bir gelecek mümkün</p><p>Türkiye&#39;nin genç ve dinamik bir diş hekimi kadrosuna sahip olduğunu belirten Akarken, doğru planlama ile bu potansiyelin önemli bir avantaja dönüşebileceğini ifade ederek, 'Türkiye&#39;de ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin daha erişilebilir hale gelmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Koruyucu diş hekimliği uygulamalarının yaygınlaştırılması hem toplum sağlığını koruyacak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Bu süreçte genç diş hekimlerimizin mesleki birikiminden daha etkin şekilde yararlanılması mümkündür.' diye konuştu.</p><p>Uzmanlık süreci mesleki gelişimin önemli bir parçası</p><p>Son dönemde diş hekimliği uzmanlık süreci ve sınav sistemine yönelik tartışmaların gündemde yer aldığını belirten Akarken, bu sürecin mesleki gelişim açısından önemine dikkat çekti.</p><p>Akarken, 'Uzmanlık eğitimleri diş hekimliğinde bilimsel gelişimin en önemli araçlarından biridir. Ancak bu süreç planlı ve sürdürülebilir bir yapı içinde yürütülmelidir. Hem eğitim kalitesinin korunması hem de meslektaşlarımızın kariyer planlarını sağlıklı yapabilmesi için istikrarlı ve öngörülebilir bir sistem büyük önem taşımaktadır.' ifadelerini kullandı.</p><p>Türkiye ağız ve diş sağlığında büyük potansiyele sahip</p><p>Türkiye&#39;nin sağlık altyapısı ve genç hekim kadrosu sayesinde ağız ve diş sağlığı alanında güçlü bir potansiyele sahip olduğunu belirten Akarken, bu potansiyelin doğru politikalarla çok daha ileri taşınabileceğini söyleyerek, 'Diş hekimliği mesleği yalnızca tedavi hizmeti sunan bir alan değil, aynı zamanda toplum sağlığını doğrudan etkileyen stratejik bir sağlık alanıdır. Bu nedenle eğitimden istihdama kadar tüm süreçlerin bilimsel veriler doğrultusunda planlanması, ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi ve genç diş hekimlerimizin mesleki birikimlerinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.' açıklamasını yaptı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/genc-dis-hekimleri-gelecek-ici_1772837736_FYWg8T.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Genç Diş Hekimleri Gelecek İçin Daha Güçlü Bir Sistem İstiyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/genc-dis-hekimleri-gelecek-ici_1772837736_FYWg8T.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[SGK’nin ilaç harcamaları 2025’te 411 milyar lirayı aştı]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/sgk-nin-ilac-harcamalari-2025-te-411-milyar-lirayi-asti/16406/</link>
            <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumunun ilaç harcamaları 2025 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 34 artarak 411 milyar 640 milyon liraya ulaştı. Aynı dönemde toplam sağlık harcamaları da 1 trilyon 353 milyar lirayı geçti.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/sgk-nin-ilac-harcamalari-2025-te-411-milyar-lirayi-asti/16406/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 01:44:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sağlık harcamaları 2025 yılında önemli ölçüde artış gösterdi. Kurumun 2024 yılında 980,9 milyar lira olan sağlık harcamaları, 2025 yılı sonunda yüzde 38 artarak 1 trilyon 353 milyar 100 milyon liraya yükseldi.</p><p>Toplam sağlık harcamalarının büyük bölümünü tedavi giderleri oluşturdu. Tedavi harcamaları toplam giderlerin yüzde 68,5&#39;ini meydana getirirken, ilaç, reçete hizmet bedeli ve diğer kalemler ise yüzde 31,5&#39;lik paya sahip oldu.</p><p>İlaç giderlerinde dikkat çeken artış<br>SGK&#39;nin ilaç harcamalarında da yükseliş kaydedildi. Kurumun 2024 yılında 305 milyar 461 milyon lira olan ilaç harcaması, 2025 yılı sonunda yaklaşık yüzde 34 artarak 411 milyar 640 milyon liraya çıktı.</p><p>Geçen yıl geri ödeme listesine 474 yeni ilaç eklendi. Böylece SGK&#39;nin geri ödeme kapsamındaki toplam ilaç sayısı 8 bin 888&#39;e yükseldi. Bu ilaçların 916&#39;sı kanser tedavisinde, 506&#39;sı hipertansiyon tedavisinde, 213&#39;ü diyabet tedavisinde, 267&#39;si ise astım ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılan ilaçlardan oluştu.</p><p>Akılcı ilaç kullanımına yönelik düzenlemeler<br>Kurum, sağlık harcamalarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve gereksiz ilaç kullanımının önüne geçmek amacıyla akılcı ilaç kullanımına yönelik çalışmalar yürütüyor.</p><p>Bu kapsamda geçen yıl, hastaların klinik ihtiyaçlarına uygun ilaçları yeterli doz ve sürede temin edebilmesi için bazı düzenlemeler hayata geçirildi. Özellikle kas-iskelet sistemi hastalıkları ile eklem ve kas ağrılarında kullanılan ilaçlara yönelik çeşitli düzenlemeler yapıldığı bildirildi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/sgk-nin-ilac-harcamalari-2025-_1772837053_iJNx9U.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ SGK’nin ilaç harcamaları 2025’te 411 milyar lirayı aştı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/sgk-nin-ilac-harcamalari-2025-_1772837053_iJNx9U.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kaşıntı ve Kuruluğa Son: Egzamayı Hafifletmenin Yolları]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/kasinti-ve-kuruluga-son-egzamayi-hafifletmenin-yollari/16382/</link>
            <description><![CDATA[Ciltte kaşıntı, kızarıklık ve kurulukla kendini gösteren egzama, doğru bakım ve yaşam alışkanlıklarıyla kontrol altına alınabiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/kasinti-ve-kuruluga-son-egzamayi-hafifletmenin-yollari/16382/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 01:42:36 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzmanlar, düzenli nemlendirme ve tetikleyicilerden uzak durmanın önemine dikkat çekiyor.</p><p>Ciltte kuruluk, kızarıklık, pullanma ve yoğun kaşıntıyla ortaya çıkan egzama, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yaygın bir cilt rahatsızlığı olarak biliniyor. Dermatoloji uzmanları, egzamanın tamamen ortadan kaldırılmasının her zaman mümkün olmasa da doğru yöntemlerle belirtilerin önemli ölçüde azaltılabileceğini belirtiyor.</p><p>Uzmanlara göre egzamanın kontrol altına alınmasında cildin düzenli nemlendirilmesi büyük önem taşıyor. Parfüm ve alkol içermeyen, hassas ciltlere uygun nemlendiricilerin günde en az iki kez kullanılması öneriliyor. Özellikle banyo sonrası nemlendirme, cildin su kaybını önleyerek kuruluğu azaltıyor.</p><p>Egzama hastalarının sıcak suyla uzun süre duş almaktan kaçınması, sert sabun ve kimyasal içerikli ürünler yerine nazik temizleyiciler kullanması tavsiye ediliyor. Ayrıca yünlü ve sentetik kıyafetler cildi tahriş edebileceği için pamuklu giysiler tercih edilmesi öneriliyor.</p><p>Beslenme ve stres faktörünün de egzama üzerinde etkili olduğunu belirten uzmanlar, bol su tüketimi, dengeli beslenme ve stresten uzak bir yaşam tarzının belirtileri hafifletebileceğini ifade ediyor. Şiddetli vakalarda ise mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</p><p>Doğru bakım, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli takip ile egzama kontrol altına alınabilir, cilt sağlığı korunabilir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/kasinti-ve-kuruluga-son-egzama_1772664156_3ioIsn.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kaşıntı ve Kuruluğa Son: Egzamayı Hafifletmenin Yolları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/kasinti-ve-kuruluga-son-egzama_1772664156_3ioIsn.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Zemzem Suyunun Faydaları Nelerdir? Manevi ve Fiziksel Önemi]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/zemzem-suyunun-faydalari-nelerdir-manevi-ve-fiziksel-onemi/16348/</link>
            <description><![CDATA[Kâbe yakınındaki Zemzem Kuyusu'ndan çıkan ve yüzyıllardır kutsal kabul edilen Zemzem suyunun hem manevi hem de fiziksel açıdan birçok fayda sağladığına inanılıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/zemzem-suyunun-faydalari-nelerdir-manevi-ve-fiziksel-onemi/16348/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 01:33:19 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İslam dünyasında kutsal kabul edilen Zemzem suyu, Mekke&#39;de Kbe&#39;nin yanında bulunan Zemzem Kuyusu&#39;ndan çıkarak asırlardır Müslümanlar tarafından şifa ve bereket kaynağı olarak görülüyor. Hem manevi değeri hem de temiz ve doğal yapısıyla öne çıkan Zemzem suyunun birçok faydası olduğuna inanılıyor.</p><p>Uzmanlar, Zemzem suyunun mineraller açısından zengin bir yapıya sahip olduğunu ve vücudun sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Temiz ve doğal içeriği sayesinde sindirimi desteklediği ve vücuda enerji verdiği ifade ediliyor.</p><p>İslam inancına göre Zemzem suyu, niyetle içildiğinde şifa ve bereket vesilesi olarak kabul ediliyor. Peygamber Efendimiz&#39;in (S.A.V) Zemzem suyu hakkında 'Zemzem ne niyetle içilirse ona şifadır' hadis-i şerifi, bu suyun manevi önemini ortaya koyuyor.</p><p>Ayrıca Zemzem suyunun, uzun süre bozulmadan kalabilen yapısı ve berraklığıyla dikkat çektiği, hac ve umre ibadetini yerine getiren milyonlarca Müslüman tarafından tüketildiği biliniyor.</p><p>Zemzem suyu, hem fiziksel faydaları hem de taşıdığı derin manevi anlam nedeniyle İslam dünyasında özel ve kıymetli bir nimet olarak kabul edilmeye devam ediyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/zemzem-suyunun-faydalari-neler_1772490799_snxN0M.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Zemzem Suyunun Faydaları Nelerdir? Manevi ve Fiziksel Önemi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/zemzem-suyunun-faydalari-neler_1772490799_snxN0M.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Küçük iyilikler büyük mutluluklar getiriyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluklar-getiriyor/16346/</link>
            <description><![CDATA[Yardım etmenin, sadece başkalarına iyi gelmediğini belirten uzmanlar, yardım yapan kişinin ruh sağlığını da olumlu etkilediğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluklar-getiriyor/16346/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 01:00:21 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Araştırmaların, düzenli yardım eden kişilerin mutluluk hormonlarının arttığını, stres düzeylerinin düştüğünü ve depresyon risklerinin azaldığını gösterdiğini ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Küçük bir destek bile kişide &#39;değerliyim, işe yarıyorum&#39; duygusunu tetikliyor. Yardım etmek yalnızca dışa dönük bir prososyal davranış değil; aynı zamanda kişinin içsel dünyasında bir iyileşme döngüsü başlatan psikolojik bir süreç.' dedi. Büyük yardım eylemlerinin daha kalıcı bir anlam verirken, sürdürülebilir etkinin çoğu zaman küçük ama düzenli adımlarla geldiğini vurgulayan Aydın, yardımın zorunlulukla değil, gönüllülük ve içten istekle yapıldığında gerçek iyileştirici etkisini gösterdiğine dikkat çekti.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, yardım etmenin hem birey hem toplum için psikolojik, biyolojik ve sosyal açıdan iyileştirici etkileri hakkında bilgi verdi.</p><p>Yardım etmek, başkası kadar kendi ruh sağlığınızı da iyileştiriyor!</p><p>Psikoloji literatüründe &#39;yardım etmek iyileştirir&#39; ifadesinin, bireyin başkasına destek sunduğunda yalnızca karşı tarafın değil, kendi psikolojik iyilik halinin de güçlendiğini anlattığını aktaran Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Araştırmalar, yardım etme davranışının beyinde dopamin, oksitosin ve serotonin gibi iyi hissettiren kimyasalların artmasına yol açtığını, bunun da kişinin ruh halini düzenlediğini gösteriyor.' dedi.</p><p>Yaşlı bir komşunun alışverişini taşımak ya da bir arkadaşının zor anında yanında olmak gibi küçük bir desteğin bile kişide &#39;değerliyim, işe yarıyorum&#39; duygusunu tetiklediğini ifade eden Aydın, bu nedenle yardım etmenin yalnızca dışa dönük bir prososyal davranış değil; aynı zamanda kişinin içsel dünyasında bir iyileşme döngüsü başlatan psikolojik bir süreç olduğunu kaydetti.</p><p>Yardım etmek, beden ve ruh üzerinde iyileştirici bir etki yaratıyor!</p><p>Yardım etmenin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin biyolojik, psikolojik ve sosyal mekanizmalar üzerinden açıklandığını dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Bilimsel çalışmalar, yardım eden kişilerin stres hormonlarında azalma, mutluluk hormonlarında artış yaşadığını, bağışıklık sisteminin bile güçlendiğini ortaya koyuyor. Gönüllülük üzerine yapılan uzun dönemli araştırmalar, düzenli yardım eden kişilerin depresyon oranlarının anlamlı şekilde düşük olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, yardım etmenin kişide bir &#39;anlam hissi&#39; oluşturması, kimlik duygusunu güçlendirmesi ve kişinin kendini daha işlevsel hissetmesini sağlamasıdır. Böylece yardım etme davranışı, hem biyolojik hem duygusal hem de bilişsel düzeyde iyileştirici bir etki yaratır.' açıklamasını yaptı.</p><p>Güçlü toplumsal bağlar, güçlü ruhsal dayanıklılık demek!</p><p>Yardım etmenin toplumsal bağları belirgin şekilde güçlendirdiğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Bu bağların güçlü psikolojik etkileri vardır.' dedi.</p><p>Bir toplumda insanların birbirine destek verdikçe aralarındaki güvenin arttığına işaret eden Aydın, '&#39;Bu toplumun bir parçasıyım&#39; duygusu pekişir ve yalnızlık hissi azalır. Sosyal destek ağlarına sahip bireylerin stres karşısında daha dayanıklı olduğu, travmatik olayları daha hızlı atlattığı, hatta yaşam memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur. Apartmanda komşusuna yardım eden veya iş yerinde bir arkadaşının yükünü hafifleten bir kişi, farkında olmadan kendi psikolojik direnç kapasitesini de artırır. Toplumsal bağlar güçlendikçe bireylerin ruhsal dayanıklılığı ve yaşamla başa çıkma becerileri de güçlenir.' şeklinde konuştu.</p><p>Uzun vadeli iyileşme, küçük ama sürekli iyiliklerle mümkün!</p><p>Küçük günlük iyiliklerle büyük çaplı yardım eylemleri arasında etki derinliği açısından fark olduğuna değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Ancak ikisi de olumlu psikolojik sonuçlar doğurur.' dedi.</p><p>Günlük küçük iyiliklerin hızlı bir moral yükselmesi sağladığını vurgulayan Aydın, şunları söyledi:</p><p>'Kapıyı tutmak, birine nazikçe gülümsemek veya bir arkadaşına kısa bir mesaj göndermek bile bu etkiye örnektir. Bu davranışlar kişide anlık bir iyi olma hali yaratırken, düzenli bir sosyal sorumluluk projesine katılmak gibi büyük çaplı yardım eylemleri daha kalıcı bir anlam ve kimlik duygusu sağlar. Ancak büyük yardım eylemleri daha fazla zaman, enerji ve duygusal kapasite gerektirdiğinden sürdürülebilirlik çoğu zaman küçük iyiliklerde daha fazladır. Bu nedenle psikolojik açıdan en dengeli ve uzun vadeli iyileşme, küçük ama sürekli yapılan iyiliklerle sağlanır.'</p><p>Zorunlu yardım iyileştirmez!</p><p>Yardım davranışının zorunlulukla ya da baskı altında yapıldığında, beklenen iyileştirici etkinin genellikle ortaya çıkmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Çünkü bu durumda kişi içsel motivasyonla değil, dışsal baskıyla hareket eder.' dedi.</p><p>Psikolojide bu durumun &#39;dışsal motivasyon&#39; olarak adlandırıldığını belirten Aydın, 'Nörobiyolojik olarak ödül sistemini aktive etmez. Bu nedenle kişi yardım ederken kendini yorgun, baskılanmış ya da tükenmiş hissedebilir. Örneğin aile baskısıyla bir akrabaya bakım veren ya da iş yerinde zorunlu gönüllülük programına katılan bir kişinin ruhsal açıdan rahatlamak yerine daha fazla stres yaşaması sık görülür. Yardım etmenin iyileştirici etkisinin ortaya çıkması için eylemin gönüllülük, özgür irade ve içten bir istekle gerçekleşmesi gerekir.' ifadelerini kullandı.</p><p>Yardım kusursuz olmak zorunda değil; bazen sadece dinlemek de yeter!</p><p>Yardım etmenin iyileştirici etkisini günlük yaşama entegre etmenin, büyük adımlar gerektirmediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Küçük ama düzenli davranışlarla bu süreç kolayca yerleşir.' dedi.</p><p>Her gün bir kişiye küçük bir iyilik yapmanın, ihtiyaç duyan birine kısa bir mesaj göndermenin, aile içinde daha fazla teşekkür etmenin, bir komşunun ya da arkadaşın küçük bir işine destek olmanın bu döngüyü güçlendireceğini dile getiren Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Gönüllülük çalışmalarına küçük adımlarla başlamak hem kişinin toplumla bağını güçlendirir hem de stres düzeyini düşürür. Günlük hayatın içine yerleştirilen bu küçük destek davranışları, kişinin hem topluma katkı sağladığını hissetmesine hem de kendi ruh sağlığını korumasına yardımcı olur.</p><p>Yardım etmek isteyip çekingen davranan kişilere ilk öneri, yardım davranışını büyük sorumluluklar gibi görmek yerine küçük sosyal temaslarla başlatmalarıdır. Çoğu çekingen birey &#39;yanlış anlaşılırım&#39;, &#39;yardımım yeterli olmaz&#39; ya da &#39;rahatsız ederim&#39; düşünceleriyle geri durur; ancak bilişsel davranışçı terapinin de gösterdiği gibi bu düşünceler gerçeklikten çok kaygı odaklıdır. Bu nedenle kişinin küçük adımlarla pratik yapması önemlidir; birine gülümsemek, küçük bir teşekkür notu yazmak ya da yakın çevresinde kısa süreli bir destek sunmak bu süreci başlatabilir. Ayrıca kişinin, hayvanlarla çalışmak, çevrimiçi gönüllülük yapmak veya birebir iletişimi az olan etkinliklere katılmak gibi ilgi alanına uygun yardım yollarını seçmesi kaygıyı azaltır. Yardımın kusursuz olmasına gerek yoktur; bazen sadece birini dinlemek bile hem yardım eden hem de yardım alan için iyileştirici bir temas yaratır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluk_1772229620_DaxAEI.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Küçük iyilikler büyük mutluluklar getiriyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluk_1772229620_DaxAEI.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti/16315/</link>
            <description><![CDATA[Atipik depresyonun, klasik depresyondan ayrıldığı noktalar olduğunu belirten uzmanlar, en belirgin farkın atipik depresyonda duygudurumun çevresel olaylara tepkisel olması olduğunu söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti/16315/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 02:24:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Enerji düşüklüğü, aşırı uyuma ve &#39;kurşun ağırlığı&#39; hissinin günlük yaşamı zorlaştırabileceğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, 'Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteği kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabilir. Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır.' dedi. Kadınlarda daha sık görülen bu tablonun, ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, ailesinde depresyon veya anksiyete öyküsü olanlarda riskin arttığını ve çevresel streslerin tabloyu etkilediğini aktardı. Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin ayrıca erken müdahalenin kronikleşme riskini azalttığı uyarısını yaptı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p><p>Atipik depresyon, duygudurumun olaylara tepkisel olmasıyla ayırt ediliyor!</p><p>Atipik depresyonun, depresyonun belirli özgün belirtilerle seyreden bir alt tipi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin 'Klasik (majör) depresyondan en önemli farkı, duygudurumun çevresel olaylara tepkisel olmasıdır.' dedi.</p><p>Kişinin iç dünyasında yoğun bir çökkünlük yaşarken, dışarıdan zaman zaman enerjik ve iyi görünebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, 'Olumlu bir gelişme karşısında kısa süreli bir iyilik hali oluşabilir; ancak bu düzelme kalıcı değildir ve yeniden depresif duygu durumuna dönülür. Bu tabloda sıklıkla aşırı uyuma, iştah artışı, kilo alma, kollar ve bacaklarda &#39;kurşun ağırlığı&#39; olarak tarif edilen ağırlaşma hissi ve kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye belirgin duyarlılık görülür.' açıklamasını yaptı.</p><p>Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29&#39;unda atipik özellikler görülebilir!</p><p>&#39;Atipik&#39; kelimesinin &#39;tipik olmayan&#39; anlamına geldiğini ancak ismine rağmen nadir bir tablo olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, 'Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29&#39;unda atipik özellikler görülebilir.' dedi.</p><p>Halk arasında &#39;kurşun ağırlığı&#39; ya da &#39;kurşun paralizi&#39; olarak ifade edilen bu belirtinin, kişinin kollarında ve bacaklarında gerçek bir fiziksel ağırlık varmış gibi hissetmesi olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p><p>'Bu durum yoğun yorgunluk ve harekete geçmede zorlanma yaratır. Hem biyolojik hem psikolojik boyutu vardır. Beyindeki serotonin, dopamin ve noradrenalin düzeylerindeki değişiklikler ile stres hormonu dengesizlikleri biyolojik zemini oluştururken; motivasyon kaybı, umutsuzluk ve isteksizlik de hareketi zorlaştıran psikolojik faktörlerdir. Bu belirti kişinin iradesizliği ya da &#39;numara yapması&#39; olarak değerlendirilmemelidir.'</p><p>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma, günlük yaşamı zorlaştırıyor!</p><p>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma eğiliminin, işe ya da sorumluluklara başlamayı ve sürdürmeyi zorlaştırdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, 'Zamanla erteleme, kaçınma ve sosyal geri çekilme artabilir.' dedi.</p><p>Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteğinin kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabileceğine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, 'Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır. Küçük bir eleştiri ya da ilgisizlik işareti yoğun değersizlik duygularını tetikleyebilir. Gün içinde duygusal iniş çıkışlar yaşanması da ilişkileri zorlaştırabilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Atipik depresyon kadınlarda daha sık görülüyor!</p><p>Atipik depresyonun genellikle ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi.</p><p>Ergenlerde tablonun çabuk sinirlenme, aileye karşı öfke, alınganlık ve anlaşılmadığını düşünme gibi belirtilerle daha belirgin hale gelebileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, reddedilmeye duyarlılığın bu yaş grubunda daha dramatik yaşanabileceğini ifade etti.</p><p>Atipik depresyonun ortaya çıkışı birçok nedene bağlı!</p><p>Atipik depresyonun ortaya çıkışının tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, şöyle devam etti:</p><p>'Ailesinde depresyon, bipolar bozukluk ya da anksiyete bozukluğu bulunan kişilerde risk artar. Beyin kimyasındaki değişiklikler ve stres hormonu dengesizlikleri etkili olabilir. Erken dönem ebeveyn ilişkileri, baş etme biçimleri ve güncel stres faktörleri tabloyu şekillendirebilir.'</p><p>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşım ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri!</p><p>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, 'Ancak belirtilerin yapısı nedeniyle bazı farklılıklar olabilir.' dedi.</p><p>Aşırı uyuma ve enerji düşüklüğünün ön planda olduğu durumlarda daha aktive edici özellikte antidepresanlar tercih edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, 'Psikoterapide ise duygudurumun çevresel olaylara bağlı değişkenliği, ilişkilerde kırılganlık ve reddedilme duyarlılığı üzerinde özellikle durulur. Başvurular çoğunlukla, ilişki sorunları ve terk edilme korkusu, eleştiriye aşırı hassasiyet, özsaygı ve değersizlik duyguları, motivasyon eksikliği ve erteleme ile duygusal yeme davranışları şeklinde olur.' ifadelerini kullandı.</p><p>Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır!</p><p>Atipik depresyon tedavi edilmediğinde yıllarca sürebilen, dalgalı ancak kalıcı bir seyir gösterebileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, 'Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır.' dedi.</p><p>Hangi belirtiler ciddiye alınması gerektiği hakkında bilgi paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Küçük olaylara karşı aşırı duygusal yıkım, günde 10–12 saatten fazla uyuma ve yataktan çıkmakta zorlanma, belirgin iştah artışı ve kilo değişimi, reddedilmeye aşırı hassasiyet, iki haftadan uzun süren çökkünlük, işlevsellikte belirgin düşüş, sürekli değersizlik, umutsuzluk ya da yaşamın anlamsız olduğu düşünceleri günlük yaşamı ve ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatri uzmanına başvurmak önemlidir. Erken destek, iyileşme sürecini kolaylaştırır ve uzun vadeli riskleri azaltır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/atipik-depresyonun-gizli-isare_1772148243_w3PTC4.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/atipik-depresyonun-gizli-isare_1772148243_w3PTC4.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri/16304/</link>
            <description><![CDATA[Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri/16304/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 01:50:33 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü&#39;nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi. <br>1-    Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir! <br>Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.<br>•    Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak: Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.  <br>•    Kas kaybını sınırlamak: Uzun açlık aralığında günlük protein dağılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.  <br>•    Hidrasyonu korumak: Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu 'toplam hedef' olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir. <br>•    Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak: Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gösteren çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.  Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir. <br>Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir. <br>•    Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.<br>•    Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.<br>•    Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.  <br>2-    İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor <br>Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde 'tıkınır' gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor. <br>1. adım (0–10 dakika): <br>1–2 bardak su <br>1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.<br>2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkünse kısa yürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.<br>3. adım (ana öğün): 'Tabak modeli' uygulayın:</p><p>◦    Tabağın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri<br>◦    Tabağın çeyreği: protein (balık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)<br>◦    Tabağın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)</p><p>Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.<br>Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.<br>3-    Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır! <br>Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır. <br>Örnek sahur seçenekleri olarak; <br>•    Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates<br>•    Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)<br>•    Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt<br>Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.  <br>Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğu artırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.<br>4-    İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli <br>Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor. <br>Toplam hedef kişiye göre değişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.<br>Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir. <br>5-    Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin <br>Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.  </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirme_1771887032_bTBsRe.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirme_1771887032_bTBsRe.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ramazan ayı psikolojik iyi oluşa katkı sağlayabiliyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olusa-katki-saglayabiliyor/16299/</link>
            <description><![CDATA[Ramazan ayının, bireyler için hem manevi güçlenme hem de psikolojik dayanıklılık açısından önemli bir dönem olabileceğini belirten uzmanlar, aynı zamanda zorlayıcı da olabileceğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olusa-katki-saglayabiliyor/16299/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 01:14:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Oruç tutmanın sabır, öz disiplin ve stres yönetimini destekleyebilirken, değişen uyku ve beslenme düzeni bazı kişilerde kaygı ve huzursuzluğa yol açabileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 'Manevi ritüeller bireyin ruh halini olumlu etkileyebilirken, rutin değişiklikleri bazı bireylerde stres yaratabilir.' dedi. Özellikle depresyon ve anksiyete gibi ruhsal rahatsızlıkları olan bireylerin Ramazan sürecinde kendilerini zorlamadan hareket etmesi gerektiğine vurgu yapan Taşkın, bu dönemin doktor veya terapiste danışılarak bireysel ihtiyaçlara göre planlanması gerektiğini aktardı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, Ramazan ayının ruh sağlığı üzerindeki hem olumlu hem de zorlayıcı etkileri ile özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin süreci nasıl geçirmeleri gerektiği hakkında bilgi verdi.</p><p>Oruç, bireyin iradesini güçlendirerek psikolojik dayanıklılığını artırabilir!</p><p>Ramazan ayının, bireyler için hem fiziksel hem de ruhsal bir arınma süreci olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 'Oruç tutmak, sabır ve öz disiplin geliştirirken, stres yönetimine de katkıda bulunabilir.' dedi.</p><p>Ancak, uyku ve beslenme düzeninin değişmesinin bazı bireylerde kaygıyı artırabileceğine dikkat çeken Taşkın, 'Oruç, bireyin iradesini güçlendirerek psikolojik dayanıklılığını artırabilir. Manevi yönelim ve ibadetler, stres seviyelerini azaltabilir. Ancak, açlık ve susuzluk bazı bireylerde sinirlilik ve huzursuzluk yaratabilir. Bu nedenle, dengeli beslenmek ve yeterli uyumak önemlidir.' şeklinde konuştu.</p><p>Ramazan ayı hem olumlu hem zorlayıcı etkiler yaratabilir!</p><p>Ramazan ayının, bireylerin kendilerini değerlendirdiği, geçmişiyle yüzleştiği ve yeni hedefler belirlediği bir dönem olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 'Bu süreç, duygusal dayanıklılığı artırarak psikolojik iyi oluşa katkı sağlayabilir. Ayrıca, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhu, bireylerin yalnızlık hissini azaltır.' dedi.</p><p>Depresyon, anksiyete veya diğer ruhsal rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan&#39;ın hem destekleyici hem de zorlayıcı olabileceğine vurgu yapan Taşkın, 'Manevi ritüeller bireyin ruh halini olumlu etkileyebilirken, rutin değişiklikleri bazı bireylerde stres yaratabilir. Bu yüzden, uzman görüşü almak, sağlıklı beslenmek ve uyku düzenine dikkat etmek gereklidir.' açıklamasını yaptı.</p><p>Ruhsal rahatsızlığı olanlar Ramazan&#39;ı uzman görüşü alarak geçirmeli!</p><p>Ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin, Ramazan sürecinde kendilerini zorlamadan hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Oruç tutma konusunda doktor veya terapistlerine danışmalı, yaşam tarzına özen göstermeli ve sosyal destek almaya önem vermelidirler. Sonuç olarak, Ramazan ayı bireylerin ruh sağlığı üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bu süreç, bireysel ihtiyaçlara uygun şekilde deneyimlenmeli ve dengeli bir yaklaşım benimsenmelidir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olu_1771539298_0uYvEF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ramazan ayı psikolojik iyi oluşa katkı sağlayabiliyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olu_1771539298_0uYvEF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir/16262/</link>
            <description><![CDATA[Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir/16262/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 17:37:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü&#39;nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p><p>Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor<br>Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70&#39;in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün 'spesifik olmayan bel ağrısı' olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.</p><p>MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir<br>Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.</p><p>Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor<br>Toplumda yaygın olan 'ağrı varsa hareket edilmemeli' düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.</p><p>Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir<br>Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.</p><p>Her egzersiz herkese uygun değil<br>Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.</p><p>Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı<br>İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir_1770907074_SEhHTF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir_1770907074_SEhHTF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Baş Ve Boyun Kanserlerinin İlk Sinyali Olabilir!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/bas-ve-boyun-kanserlerinin-ilk-sinyali-olabilir/16253/</link>
            <description><![CDATA[Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/bas-ve-boyun-kanserlerinin-ilk-sinyali-olabilir/16253/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 19:32:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünya Sağlık Örgütü&#39;nün verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülüyor ve yaklaşık 330 bin kişi bu kanserler nedeniyle yaşamını yitiriyor.  Türkiye&#39;de ayrıntılı veriler sınırlı olmakla birlikte, baş ve boyun kanserlerinin en sık rastlanan tiplerinden biri olan gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini açıklayan bazı ulusal ve uluslararası veri tabanları mevcut. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş ve boyun kanserlerinde de erken tanının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, 'Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90&#39;lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin 'grip ve benzeri enfeksiyonlardan' kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta,  bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır' diyor.</p><p>Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha yaygın! <br>Baş ve boyun kanserleri;  bu bölgelerde yer alan farklı organ ve dokulardan gelişebilen birçok kanser türünü kapsayan genel bir tanım.  Sıklıkla daha genç yaşlarda görülen tiroit kanseri ayrı tutulduğunda, baş ve boyun kanserleri genellikle çevresel faktörlerin tetiklemesi ve özellikle sigara ile alkol kullanımının belirgin rolü nedeniyle ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ülkemizde baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanserine,  kadınlarda ise tiroit kanserine daha yaygın rastlanıyor.</p><p>Bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüyse, dikkat! <br>Baş ve boyun kanserlerinde erken tanıya yönelik bir tarama prosedürü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bu nedenle baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Belirtilerin tümörün yerleştiği yere göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, dikkat edilmesi gereken sinyalleri şöyle özetliyor: 'En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir.' Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</p><p>En önemli risk faktörü sigara! <br>Tütün ürünleri ile alkol kullanımı, baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerini oluşturuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kanser tanısı alan hastaların yaklaşık 90&#39;ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurgulayarak,  şu bilgileri paylaşıyor: 'Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.'</p><p>Human Papilloma Virüsü&#39;ne dikkat! <br>Çevresel faktörler (Hava kirliliği, mesleksel toksik maddelere kronik maruziyet), kötü ağız hijyeni, eski diş tedavilerinde kullanılan ve kanserojen içerikli materyaller, kronik yaralar ile sağlıksız beslenme alışkanlıkları da baş ve boyun kanserleri riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar  da etkili olabiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, son yıllarda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra Epstein Barr Virüsü&#39;ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor.</p><p>Lazer ve robot destekli cerrahi ön plana çıkıyor<br>Baş ve boyun kanserlerinde cerrahi tedavi önemli bir yer tutarken, bazı durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi yöntemleriyle kombine edilmiş tedaviler uygulanıyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde lazer yöntemi ve robot destekli cerrahinin son yıllarda giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek,  'Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır' diye konuşuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, gırtlak bölgesindeki tümörlerde lazer yönteminin; özellikle dil kökü ile gırtlağın üst kısmında yer alan tümörlerde ise robot destekli cerrahinin öne çıktığını ifade ediyor.</p><p>Ağız içinden giriliyor, boyunda kesi yapılmıyor<br>Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini söylüyor. Özellikle Human Papilloma Virüsü&#39;ne bağlı gelişen küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinin de robot yardımlı cerrahiyle, kesi yapılmaksızın, ağız içinden çıkarılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor: 'Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/bas-ve-boyun-kanserlerinin-ilk_1770827527_xrlQMD.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Baş Ve Boyun Kanserlerinin İlk Sinyali Olabilir! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/bas-ve-boyun-kanserlerinin-ilk_1770827527_xrlQMD.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Estetik Dolguların Ömrünü Alışkanlıklarımız Belirliyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/estetik-dolgularin-omrunu-aliskanliklarimiz-belirliyor/16238/</link>
            <description><![CDATA[Günümüzde en sık tercih edilen dolgu türleri arasında yer alan estetik (kompozit) dolgular, doğal görünümleri ve diş dokusunu koruyucu özellikleriyle öne çıkıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/estetik-dolgularin-omrunu-aliskanliklarimiz-belirliyor/16238/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:28:20 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Diş rengine birebir uyum sağlayan bu dolgular, amalgam dolgulara kıyasla daha az diş dokusu kaybıyla uygulanabiliyor. Kırılma riskinin de düşük olduğu kompozit dolgular, gerektiğinde tamamen sökülmeden onarılıyor ve metal içermediğinden alerjisi bulunan hastaların da sık tercih ettiği bir tedavi yöntemi.</p><p>Estetik dolgunun ağız içindeki kullanım süresinin tek bir zaman aralığıyla sınırı olmadığını belirten İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Bölümü&#39;nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam, literatüre göre bu dolguların ortalama ağız içi kullanım süreleri 5-10 yıl ve üzeri olsa da, dayanıklılıklarının birçok faktöre bağlı olduğunu söylüyor. Hastanın ağız hijyenine verdiği önem, beslenme alışkanlıkları, çiğneme kuvvetleri, dolgunun yapıldığı dişin konumu ve kullanılan materyalin özellikleri, dolgunun ömrünü doğrudan etkiliyor. Ayrıca; dolgulara ekstra basınç getiren diş sıkma/gıcırdatma gibi parafonksiyonel alışkanlıklar ve diş eti sağlığını olumsuz etkileyen tütün kullanımı da dolguların ömrünü etkileyen faktörler arasında.</p><p>Küçük Önlemler Büyük Tedavilerin Önüne Geçiyor<br>Dolgu tedavisinin uzun ömürlü olmasında hastanın günlük ağız bakımına gösterdiği özen belirleyici bir role sahip. Bu sayede, büyük çaplı tedavi gerektirecek sorunların da erkenden önüne geçmek mümkün hale geliyor. Dolguların uzun dönem ağızda kalmasında ise aşağıdaki 4 adımın mutlaka dikkate alınması gerekiyor:</p><p>Günde en az iki kez dişlerinizi fırçalayın.<br>Diş ipi ve ara yüz temizliğini ihmal etmeyin.<br>Sert cisimleri ısırmaktan kaçının.<br>Düzenli diş hekimi kontrollerinizi aksatmayın.<br>Estetik (kompozit) dolgular, zamanla ağız içi ortamın etkisiyle aşınabiliyor, yüzey pürüzlülüğü artabiliyor veya dolgu ile diş arasında mikroskobik düzeyde zayıflamalar görülebiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Bölümü&#39;nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam, bu noktada dolgunun tamamen bozulmasını beklemeden, yapılacak düzenli kontrollerle daha uzun süre kullanımın sağlanabileceğini söylüyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/estetik-dolgularin-omrunu-alis_1770647299_fPxJIU.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Estetik Dolguların Ömrünü Alışkanlıklarımız Belirliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/estetik-dolgularin-omrunu-alis_1770647299_fPxJIU.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemini de güçlendiriyor…]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/psikolojik-saglamlik-bagisiklik-sistemini-de-guclendiriyor/16225/</link>
            <description><![CDATA[Kanser tedavisi sürecinde psikolojik sağlamlığın yalnızca ruh sağlığını etkilemediğini belirten uzmanlar, bağışıklık sistemi için de önemli bir konu olduğunu söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/psikolojik-saglamlik-bagisiklik-sistemini-de-guclendiriyor/16225/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 12:25:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Kronik strese maruz kalmak bağışıklığı baskılar. Güçlü bir psikolojik duruş ise stres hormonlarının dengelenmesine hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.' dedi. Psikolojik desteğin belirsizlik, kaygı ve fiziksel zorlanmalarla baş etmeyi kolaylaştırdığını vurgulayan Erol, bilişsel davranışçı terapi, mindfulness ve şükran çalışmalarının, hastaların umut ve hayata bağlılıklarını korumalarına yardımcı olduğunu aktardı. Erol ayrıca psikolojik sağlamlığın kişiye özel destek planlarıyla artırılmasının tedavi sürecine olumlu katkı sağladığına dikkat çekti.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanser hastalarının psikolojik sağlamlığının tedavi ve iyileşme süreçleri üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p><p>Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabilir!</p><p>Psikolojik sağlamlık olarak bilinen &#39;resilience&#39; kavramının kişinin, kişilerarası ilişkilerde zorlanmalar, travmatik süreçler ve stresli yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme, toparlanabilme ve hatta bu süreçlerden güçlenerek çıkabilme kapasitesi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Kanser tedavisi gibi hem fiziksel hem psikolojik olarak zorlayıcı olan bir süreçte psikolojik desteğin önemi büyüktür.' dedi.</p><p>Psikolojik sağlamlığın kanser süreci açısından ele alındığında, tanı konduğu andan itibaren başlayan belirsizliğe, tedavi sürecindeki fiziksel ve ruhsal zorlanmalara, geleceğe dair kaygılar ve yaşam kalitesinde olası değişimlere rağmen ruhsal dengenin korunmasına yardımcı olduğunun bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Kronik olarak strese maruz kalmak ve depresif hissetmek, bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı direncini azaltabilir. Buna karşılık, güçlü bir psikolojik duruş, stres hormonlarının dengelenmesine, inflamasyon seviyelerinin azalmasına ve hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Önceki zorluklarla nasıl başa çıkıldığı hatırlanmalı!</p><p>Psikolojik sağlamlığın kanser hastalarının tedavi sürecindeki olumlu etkilerinden birinin kişinin hayata bağlılığını arttırarak geleceğe dair umutlarını sürdürmesine katkıda bulunmak olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Hayata anlam katan aktivitelerle ilgilenmek ve sosyal bağları güçlendirmek kişinin tedavi uyumunu arttırır. Bu durum tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek yan etkilerle daha iyi baş edebilmesini sağlar.' dedi.</p><p>Psikolojik sağlamlığı arttırmak amacıyla uygulanabilecek pek çok farklı yöntem olduğuna değinen Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>'Psikoterapilerde en çok kullanılan yaklaşım bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntem süreçte kişide görülen negatif inançları gerçekçi bir bakış açısıyla ele almayı hedefler. Örneğin tanıyı alan kişi &#39;tanı aldım, hayatımın geri kalanı tamamen mahvoldu&#39; düşüncesine kapılabilir. Bu düşüncesine gerçekçi bir perspektif kazandırmaya çalışmalı, &#39;evet, zor bir süreçten geçiyorum, ama hayatımda hala devam eden güzel şeyler var&#39; diye düşünebilmeli. Kişi önceki zorluklarla nasıl başa çıktığını hatırlamalı, &#39;daha önce de zor zamanlar yaşadım ve üstesinden geldim&#39; gibi yeniden çerçevelemeler bilişsel müdahalelerin temelini oluşturur.'</p><p>Şükran duygusu depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor!</p><p>Mindfulness teknikleri, derin nefes egzersizleri, progresif kas gevşetme ve rehberli imgeleme gibi tekniklerin, hastaların kaygıyı azaltmasına, duygusal dalgalanmaları daha iyi yönetmesine ve zihinsel dayanıklılığı arttırmasına yardımcı olabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Günlük şükran listeleri oluşturmak, küçük mutluluklara odaklanmak ve olumlu anları fark etmek, psikolojik sağlamlığı artırır. Araştırmalar, şükran duygusunun depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.' dedi.</p><p>Psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, fiziksel iyileşmeyi de destekliyor!</p><p>Aile, arkadaşlar ve destek grupları ile sosyal destek sistemi kurmanın, hastaların yalnız hissetmesini engelleyeceğini ve duygusal dayanıklılığı artıracağını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 'Grup terapileri veya kanser hastalarına özel topluluklarla iletişim kurmak, hastaların deneyimlerini paylaşmalarına ve güçlenmelerine yardımcı olabilir.' dedi.</p><p>Sanat ve müzik terapisinden de psikolojik sağlamlığı arttırmak için yararlanıldığını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Estetik kaygısı gütmeden boyama, yazı yazma, enstrüman çalma gibi aktiviteler, hastaların duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan yaratır.</p><p>Kanser hastalarında psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, aynı zamanda fiziksel iyileşmeyi de destekleyen önemli bir faktör. Psikolojik iyi oluş için kullanılabilecek teknik ve yaklaşımlar, hastaların bu zorlu süreçte daha dirençli olmalarına yardımcı olabilir. Her bireyin ihtiyaçları farklı olduğu için, psikolojik destek planları kişiye özel olarak hazırlanmalı ve hastanın kendisini en iyi hissettiği yöntemlerle uyumlu olmalı.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/psikolojik-saglamlik-bagisikli_1770024343_T8V6Ru.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemini de güçlendiriyor… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/psikolojik-saglamlik-bagisikli_1770024343_T8V6Ru.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yüz Felcinde Soğuk Hava Masum mu?]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/yuz-felcinde-soguk-hava-masum-mu/16215/</link>
            <description><![CDATA[Yüz felci, yüz mimik kaslarını uyaran fasiyal sinirin çeşitli nedenlerle hasar görmesi sonucu ortaya çıkan ve yüzde hareket kaybına yol açan bir tablo olarak tanımlanıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/yuz-felcinde-soguk-hava-masum-mu/16215/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 00:19:45 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Genellikle tek taraflı görülen yüz felci, etkilenen tarafta ağız köşesinde kayma, gözün kapanmaması ve mimik kaybı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini söylüyor.<br>En Sık Neden 'Bell Paralizi'</p><p>Yüz felcinin en sık görülen nedeni 'Bell Paralizi' yani fasiyal sinirin kanal içinde ödem yapmasının ve kanlanmasının bozulması sonucu ortaya çıkan bir sorun. Bu durum çoğu zaman viral enfeksiyonlar sonrası gelişiyor. Bunun yanı sıra; travmalar, kulak enfeksiyonları, tümörler ve inme gibi bazı hastalıklar da yüz felcine benzer bulgulara yol açabiliyor. Yüz felci şikayetleriyle başvuran hastalarda öncelikle kulak muayenesinin yapılması ve yüz sinirinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.</p><p>Risk Gruplarına Dikkat!</p><p>Yapılan değerlendirmelere göre yüz felci kadın ve erkeklerde benzer oranlarda görülürken, hamile kadınlarda risk daha yüksek. Ayrıca diyabet ve tiroit hastalığı bulunan bireylerde de yüz felci gelişme olasılığının arttığına dikkat çekiliyor.</p><p>Tedavide Cerrahi Çoğu Zaman Gerekmiyor</p><p>Yüz felci vakalarının büyük bir bölümü cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor. Tedavi sürecinde yüz kaslarına yönelik egzersiz ve masajlar iyileşmeyi desteklerken; özellikle soğuk, rüzgarlı havalarda yüz bölgesinin korunmasının da önemli olduğu göz ardı edilmemeli.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, halk arasında 'soğuk havaya maruz kalmak yüz felcine neden olur' şeklindeki yaygın inanışın ise bilimsel bir temele dayanmadığının altını çiziyor ve ekliyor: 'Soğuk hava yüz felcini doğrudan değil ancak dolaylı yollarla ve bazı tetikleyici faktörler üzerinden etkileyebilir.'</p><p>İyileşme Süresi Hasarın Derecesine Göre Değişiyor</p><p>İyileşme süresi, yüz sinirinde oluşan hasarın derecesine bağlı olarak değişiyor. Hafif vakalarda birkaç gün içinde toparlanma görülebilirken, iltihabı azaltmaya yönelik steroid ilaçlar ve antiviral ilaç tedavileri uygulanan ileri düzey yüz felci hastalarında iyileşme aylarca sürebiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavinin iyileşme sürecindeki belirleyici rolü oldukça önemli. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/yuz-felcinde-soguk-hava-masum-_1768425584_UxKBZX.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yüz Felcinde Soğuk Hava Masum mu? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/yuz-felcinde-soguk-hava-masum-_1768425584_UxKBZX.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Öğrencilerin Göz Sağlığı Güvence Altında]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ogrencilerin-goz-sagligi-guvence-altinda/16170/</link>
            <description><![CDATA[Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, ilçedeki 119 okulda 24 bin 505 öğrenciye yapılan göz sağlığı taramasının ardından, görme sorunu tespit edilen öğrencilere gözlüklerini teslim etti.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ogrencilerin-goz-sagligi-guvence-altinda/16170/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 26 Dec 2025 19:49:33 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi ekipleri tarafından ilçedeki okullarda yürütülen göz sağlığı taraması çalışmaları aralıksız devam ediyor. Yapılan taramalarda, erken teşhisin önemi bir kez daha ortaya çıktı.2025-2026 Eğitim ve Öğretim yılının ara tatilinekadar ilçede bulunan 172 okuldan 119&#39;u ziyaret edilirken, toplam 24 bin 505 öğrenciye göz taraması yapıldı. Gerçekleştirilen taramalar sonucunda 2 bin 877 öğrencide göz problemi tespit edildi. Yapılan çalışmalarla öğrencilerin yüzde 10&#39;undan fazlasında göz sağlığı sorunu olduğu belirlendi. Kepez Belediyesi, bir yandan sağlıklı nesiller için okullarda göz taramalarını sürdürürken, diğer yandan da hayırseverlerin destekleriyle göz bozukluğu tespit edilen öğrencilere gözlük desteğindebulunuyor.<br>'ÇOCUKLARIMIZ BİZİM HER ŞEYİMİZ'<br>Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, yapılan taramalarda görme problemi tespit edilen öğrencileri aileleriyle beraber bir kez daha makamda kabul ederek, gözlüklerini teslim etti. Göz taramalarının önemine dikkat çeken Başkan Kocagöz,'Çocuklar bizim geleceğimiz, her şeyimiz. Onların sağlığıyla ilgili yapılan her çalışma çok kıymetli. Bugüne kadar 24 binden fazla öğrencimize ulaştık ve maalesef 2 bin 877 çocuğumuzda göz problemi olduğunu tespit ettik. Bu çok değerli bir şey çünkü hiçbirimiz çocuğumuzu hastaneye götürmeden bunu anlayamıyoruz. Burada öğrencilerimizin yüzde 10&#39;undan fazlasının gözlerinde problem olduğunu anladık' dedi. <br>124 ÖĞRENCİYE ÜCRETSİZ GÖZLÜK DESTEĞİ<br>Başkan Kocagöz, hayırsever desteğinin önemine de vurgu yaparak, bugüne kadar 124 öğrenciye ücretsiz gözlük dağıtıldığını belirtti.'Bu çalışmalar şunu gösteriyor; insanlarımız hayır yapmak istiyor, yeter ki yardımlarının nereye gittiğini görsünler. Bugün de yanımızda hayırseverimiz var. Allah hayırlarını kabul etsin.'Başkan Kocagöz, projeye destek veren Şelale Tıp Merkezi ve Kepez Optik&#39;in sahibi İdil Öcal&#39;a da teşekkür etti.<br>Şelale Tıp Merkezi ve Kepez Optik sahibi İdil Öcal da yaptığı konuşmada, çocukların sağlığına katkı sunmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirterek, Kepez Belediye Başkan Mesut Kocagöz&#39;e bu güzelliğe vesile oldukları için teşekkür etti.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ogrencilerin-goz-sagligi-guven_1766767772_zQi1MP.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Öğrencilerin Göz Sağlığı Güvence Altında ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ogrencilerin-goz-sagligi-guven_1766767772_zQi1MP.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Zor Bir İlişkiden Sonra Neden Yenisine Hazır Hissetmeyiz ?]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/zor-bir-iliskiden-sonra-neden-yenisine-hazir-hissetmeyiz/16160/</link>
            <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/zor-bir-iliskiden-sonra-neden-yenisine-hazir-hissetmeyiz/16160/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 26 Dec 2025 19:23:07 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Zor bir ilişkiden çıktıktan sonra sık duyulan bir cümle vardır:<br>'Şu an kimseyle uğraşacak hlim yok.' Bu cümle çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dışarıdan bakıldığında bir kaçış, bir soğuma ya da bağlanma korkusu gibi görülür. Oysa çoğu zaman bu, sevgiden vazgeçmek değil; kendini korumaya alma hlidir.</p><p>Zorlayıcı ilişkiler insanı yalnızca yormaz. Aynı zamanda içten içe şunu öğretir:Sevgi, bedel ödenerek sürdürülen bir şey olabilir.Ve işte tam bu noktada, ilişki bitse bile etkisi bitmez.</p><p>Duygusal Yorgunluk: 'Yeniden Başlamak' Göz Korkutur</p><p>Uzun süre emek verilen, açıklanan, sabredilen ilişkilerden sonra kişi sadece partnerini değil, kendi iç kaynaklarını da tüketmiş olur.<br>Yeni bir ilişki fikri; yeni bir tanışma heyecanından çok, yeniden anlatma, yeniden sınır koyma, yeniden hayal kırıklığı yaşama ihtimali gibi algılanır.Bu bir isteksizlik değildir.Bu, ruhun 'biraz durmam gerekiyor' deme biçimidir.</p><p>Güvenin Sessizce Zedelenmesi</p><p>Zor ilişkilerde en çok zarar gören şeylerden biri güvendir.<br>İnsan bir noktadan sonra şunu öğrenir:<br>'Ne kadar açık olursam olayım, bu beni korumuyor.'</p><p>Bu öğrenme, yeni bir ilişkide yakınlaşmayı değil; mesafeyi güvenli kılar. Kişi kalpten bağlanmaktan vazgeçmez belki ama temkinli olmayı hayatta kalma stratejisi haline getirir.</p><p>Sorumluluk, Kendinden Vazgeçmek Gibi Hissedebilir</p><p>Özellikle sınırların ihlal edildiği ilişkilerden sonra 'ilişki sorumluluğu' kelimesi ağır gelir.Çünkü bilinçdışında şöyle bir eşleşme oluşmuştur:<br>İlişki = Kendimi geri plana atmak.</p><p>Bu yüzden kişi, yeni bir ilişkiye girmekten çok;kendi alanını, ritmini, sessizliğini korumaya yönelir.Bu bir bencillik değil; yeniden kaybolmama çabasıdır.</p><p>'Ya Yine Aynı Şey Olursa?' Kaygısı</p><p>Zor ilişkiler tekrar etme korkusu bırakır.<br>Zihin şu soruyu sessizce sorar:<br>'Ya yine aynı döngüye girersem?'</p><p>Yeni bir ilişki, umut kadar risk de barındırır.Ve bazen insan, iyileşmek için umudu bir süreliğine askıya almayı seçer.</p><p>İyileşme ile Kaçınmanın Karıştığı Yer</p><p>Bazı insanlar için iyileşmek;kimseye bağlanmamak, kimseye yük olmamak, kimseye ihtiyaç duymamak gibi yaşanır.Oysa bu hl, iyileşmenin kendisi değil; iyileşmenin ara durağıdır.Bir süre yalnız kalmak, ilişkiden uzak durmak; ruhun kendini yeniden toplama biçimidir.</p><p>Sonuç Yerine</p><p>Zor bir ilişkiden sonra yeni bir ilişkinin sorumluluğunu almak istememek,sevmekten vazgeçmek değildir.</p><p>Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi, &#39;&#39;Bu, dağılmış parçaları toplamadan yeniden bağ kurmamakla ilgilidir.Zamanla, kişi kendini yeniden güvende hissettiğinde;sorumluluk artık bir yük gibi değil, iki insanın özgürce 'kalmayı seçmesi' gibi yaşanır.Ve o noktada ilişki, bir mecburiyet değil;bir karşılaşma olur.&#39;&#39;dedi.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/zor-bir-iliskiden-sonra-neden-_1766766185_qXG4Ui.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Zor Bir İlişkiden Sonra Neden Yenisine Hazır Hissetmeyiz ? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/zor-bir-iliskiden-sonra-neden-_1766766185_qXG4Ui.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Burun tıkanıklığı neden gece saatlerinde artıyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/burun-tikanikligi-neden-gece-saatlerinde-artiyor/16148/</link>
            <description><![CDATA[Uyku için seçilen pozisyon, gece boyunca nefes kalitesini ve sabah hissedilen rahatlığı doğrudan etkileyebiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/burun-tikanikligi-neden-gece-saatlerinde-artiyor/16148/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 25 Dec 2025 17:43:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Örneğin sırtüstü yatmanın burun tıkanıklığını artırabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#39;nden Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, 'Sırtüstü pozisyon, yumuşak damak ve dil kökünün geriye düşmesine neden olarak solunum yolunu daraltır ve en rahatsız yatış şekillerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca soğuk ve kuru havalarda burun içindeki konkaların şişmesi de tıkanıklığı artıran başka bir faktördür' dedi.</p><p>Burun tıkanıklığının artmasına ya da bir türlü geçmemesine yol açan etkenlerden birine de burun spreyleri örnek verilebilir. Bu burun açıcı spreylerin uzun süre ve kontrolsüz kullanımının burun sağlığını olumsuz etkileyebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#39;nden Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, 'Burun içinde yer alan ve nefes aldığımız havayı ısıtıp nemlendirmekle görevli olan nazal konkalar, bu spreylerin sık kullanımı sonucu ilaçlara yanıt vermemeye ve sürekli şiş halde kalmaya başlayabilir. Bunun nedeni, burun mukozasındaki reseptörlerin uzun süre ilaç kullanımına bağlı olarak azalması ya da duyarsızlaşmasıdır. Bu durumda öncelikli tedavi, burun spreylerinin hızlı ve kontrollü şekilde bırakılmasıdır' dedi.</p><p>Burundaki yapısal bozukluklar sinüzit riskini artırabilir</p><p>Burun tıkanıklığını artıran bir diğer önemli nedenin de burun içindeki yapısal sorunlar olabileceğini belirten Şirin, 'Burun içini ortadan ikiye ayıran ve septum denilen yapıdaki eğrilikler, burundan nefes almayı zorlaştırabilir. Bu eğrilikler doğuştan olabildiği gibi burna alınan bir darbe sonrası da ortaya çıkabilir ve çoğu zaman burun etlerinin büyümesiyle birlikte görülür. Nefes almayı zorlaştıran bu durumlar; sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme, sinüzit, burun kanaması, baş ağrısı, horlama ve uyku sorunlarına yol açabilir. Günlük yaşamı etkilemeye başladığında bu sorunlar ameliyatla düzeltilebilir. Ayrıca bazı ilaçlar burun etlerinde şişmeye neden olabilir, böyle bir durumda ilaç değişikliği yapılabilir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/burun-tikanikligi-neden-gece-s_1766673817_MCwZvd.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Burun tıkanıklığı neden gece saatlerinde artıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/burun-tikanikligi-neden-gece-s_1766673817_MCwZvd.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil/16136/</link>
            <description><![CDATA[Diş kaybının, yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık problemi olduğunu belirten uzmanlar, diş çürükleri ve diş eti hastalıkları başta olmak üzere birçok faktörün diş kaybına yol açabildiğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil/16136/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 24 Dec 2025 17:20:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Diş kaybının yalnızca estetik bir sorun olmadığına dikkat çeken Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, 'Diş kaybının çiğneme, konuşma, beslenme fonksiyonları ve genel yaşam kalitesi üzerinde ciddi etkileri bulunur.' dedi. Tedavi edilmeyen diş boşluklarının, ağız içi dengenin bozulmasına ve sindirim sistemi problemlerine neden olabildiğine vurgu yapan Öğr. Gör. Halmedov, günümüzde implant üstü protezlerden köprü ve hareketli protezlere kadar pek çok etkili tedavi seçeneği bulunduğunu aktardı. Öğr. Gör. Halmedov, ayrıca düzenli ağız bakımı ve erken teşhisin diş kaybını önlemede kritik rol oynadığının altını çizdi.</p><p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p><p>Diş kaybı, fonksiyonel ve sistemik etkileri olan önemli bir sağlık problemi!</p><p>Diş kaybının, günümüzde toplumda oldukça yaygın görülen önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, 'Çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun olarak algılansa da diş kaybının çiğneme, konuşma, beslenme fonksiyonları ve genel yaşam kalitesi üzerinde ciddi etkileri bulunur. Bu nedenle diş kaybı yalnızca görsel açıdan değil, fonksiyonel ve sistemik etkileriyle de değerlendirilmelidir.' dedi.</p><p>Diş kaybının en yaygın nedenleri arasında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının yer aldığına dikkat çeken Öğr. Gör. Halmedov, 'Bunun yanı sıra travmalar, ağız ve diş bakımının ihmal edilmesi, sigara kullanımı, bazı sistemik hastalıklar ve yaş faktörü de diş kaybı riskini artıran etkenler arasında sayılır. Özellikle diş eti hastalıkları sinsi bir seyir izleyerek çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebilir ve ciddi diş kayıplarına yol açabilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Diş boşlukları birçok probleme yol açabilir!</p><p>Eksik dişlerin, çiğneme fonksiyonunun azalmasına ve ağız içi dengenin bozulmasına neden olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, 'Diş boşlukları oluştuğunda, komşu dişler bu boşluğa doğru kayabilir, karşı çenedeki dişler ise boşluğa doğru uzama eğilimi gösterebilir. Bu durum zamanla kapanış bozukluklarına ve buna bağlı olarak sindirim sistemi problemlerine yol açabilir.' uyarısında bulundu.</p><p>Diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunuyor…</p><p>Günümüzde diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunduğunu aktaran Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, 'Tek diş kaybı vakalarında öncelikli olarak implant üstü protezler tercih edilir ve hastalara önerilir. Ancak kemik yetersizliği bulunması ya da hastanın çeşitli nedenlerle implant tedavisine uygun olmaması durumunda, komşu dişlerden destek alınarak köprü protez uygulaması yapılabilir.' dedi.</p><p>Çoklu diş kaybı bulunan vakalarda da implant üstü protezlerin ilk tercih olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Halmedov, şunları söyledi:</p><p>'Bununla birlikte kemik yetersizliği, sistemik hastalıklar veya hastanın maddi durumu gibi nedenlerle implant uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda hareketli bölümlü protezler uygulanabilir. Bu protezler, hastanın mevcut dişlerinden destek alan ve doku yüzeyine oturan, halk arasında &#39;kancalı protez&#39; olarak bilinen protezlerdir.</p><p>Tam dişsizlik durumlarında ise All-on-X olarak adlandırılan tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu yöntemde hastanın alt ve üst çenesine 4, 6 ya da 8 adet implant yerleştirilerek sabit protezler yapılır. Ancak yeterli kemik seviyesinin bulunmaması, sistemik rahatsızlıklar veya implant uygulamasını engelleyen diğer durumlarda, damak protezi olarak da bilinen total protezler tercih edilebilir. Total protezler, damağın yüzeyini kaplayan ve hastanın takıp çıkarabildiği protezlerdir.'</p><p>Diş kaybını önlemenin temel anahtarı, erken teşhis!</p><p>Diş kaybını önlemenin mümkün olduğunu ve bunun en etkili yolunun düzenli ağız ve diş bakımı olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, 'Günde en az iki kez, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması önerilir.' dedi.</p><p>Bunun yanı sıra diş ipi ve ara yüz fırçası gibi yardımcı ağız bakım ürünlerinden de destek alınmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Öğr. Gör. Halmedov, 'Düzenli diş hekimi kontrolleri de diş kaybının önlenmesinde kritik bir rol oynar. Erken teşhis edilen çürükler ve diş eti problemleri, henüz ilerlemeden tedavi edilebilir ve diş çekimine gerek kalmadan dişler ağızda tutulabilir. Bu nedenle erken teşhis, diş kaybını önlemenin temel anahtarlarından biridir.' diyerek sözlerini tamamladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir_1766586016_Rc1vfD.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir_1766586016_Rc1vfD.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yeme Bozuklukları Tedavisinde Altın Standart Ekip Çalışması!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi/16108/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi/16108/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 21:54:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yeme bozuklukları, kişinin ruhsal ve günlük yaşamını derinden etkileyebilir!<br>Yeme bozukluklarının, yalnızca kilo ya da fiziksel görünümle ilgili sorunlar olmadığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, 'Kişinin duygu durumunu, düşünce yapısını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini derinden etkileyen ciddi ruhsal sorunlardır.' dedi.<br>Çoğu zaman &#39;irade&#39;, &#39;diyet&#39; ya da &#39;zayıflama isteği&#39; olarak görülse de, aslında çok daha karmaşık bir psikolojik süreci işaret ettiğini aktaran Yiğit, 'Bir kişinin yeme bozukluğu riski taşıyıp taşımadığına işaret eden bazı belirtiler var. Sık sık kalori hesabı yapmak bu belirtilerden biri. Bu kişiler günün büyük bir bölümünü ne yediğini, kaç kalori aldığını ya da ne kadar yakması gerektiğini düşünerek geçirebilir.' şeklinde konuştu. <br>Yeme bozukluğu olan bireyler, yeme davranışını olumsuz duygularla ilişkilendirebilir! <br>Yeme bozukluğunun diğer belirtilerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şunları söyledi:<br>'Bireyler sosyal ortamlarda yemek yemekten kaçınabilir. Başkalarının yanında yemek yerken yoğun gerginlik yaşayabilir, davetlerden ya da dışarıda yemek yenilen ortamlardan uzak durabilir. Konuşmaları, kilo alma kaygısı ve kilo verme odaklı olabilir. Sohbetlerin büyük bölümü kilo, diyet, zayıflama ya da vücut görünümü etrafında dönebilir. Aşırı ve kontrolsüz spor yapma eğiliminde olabilirler. Fiziksel sınırları zorlayacak şekilde, dinlenmeye izin vermeden ya da suçluluk duygusuyla spor yapabilirler. Belirli yiyecekleri tükettikten sonra yoğun suçluluk ve utanç duyabilirler. Özellikle &#39;sağlıksız&#39; olarak etiketlenen yiyecekler tüketildiğinde bulantı, pişmanlık, kendini cezalandırma isteği gibi duygular ortaya çıkabilir. Duygusal yeme davranışı gösterebilirler. Açlık hissi olmamasına rağmen stres, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi olumsuz duygularla baş etmek için yemeğe yönelebilirler.' <br>Tek başına diyet yapmak sorunu derinleştirebilir!<br>Yeme bozukluklarında kişinin; yemek yemeyi, kilosunu ve fiziksel görünümünü aşırı derecede düşünür hale geldiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, 'Bu düşünceler zamanla kişinin bedensel sağlığını, psikolojik iyi oluşunu, sosyal ilişkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkiler. İş, okul, aile ve sosyal hayat geri planda kalabilir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur: Yeme bozuklukları yalnızca kilo vererek ya da diyet yaparak çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine, tek başına diyet yapmak çoğu zaman sorunu derinleştirebilir.' uyarısını yaptı.<br>Yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım altın standart!<br>'Eğer kendinizde bu belirtilerden bazılarını fark ediyorsanız, durumu göz ardı etmeden profesyonel destek almanız önemlidir.' diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın altın standart kabul edildiğini vurguladı.<br>Ekibin diyetisyen, psikolog ve gerekirse psikiyatristten oluşması gerektiğinin altını çizen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:<br>'Diyetisyen, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme düzeninin oluşturulmasına rehberlik eder. Psikolog, yeme davranışının altında yatan duygusal ve bilişsel süreçleri ele alır. Psikiyatrist ise gerektiğinde tıbbi değerlendirme ve ilaç desteği sağlar. Unutulmamalıdır ki erken fark edilen ve doğru şekilde ele alınan yeme bozuklukları tedavi edilebilir. Yardım istemek bir zayıflık değil, iyileşme yolunda atılan güçlü bir adımdır. <br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/yeme-bozukluklari-tedavisinde-_1766256865_25Hf4A.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yeme Bozuklukları Tedavisinde Altın Standart Ekip Çalışması! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/yeme-bozukluklari-tedavisinde-_1766256865_25Hf4A.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diz Ağrıları ve Diz Çevresi Yağlanmanın Arkasında Lipödem Olabilir]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/diz-agrilari-ve-diz-cevresi-yaglanmanin-arkasinda-lipodem-olabilir/16091/</link>
            <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyarıyor: Lipödem hastalığı özellikle bacak ve daha sonra kol ve kalçaları tutan ağrılı yağlanma olarak bilinir.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/diz-agrilari-ve-diz-cevresi-yaglanmanin-arkasinda-lipodem-olabilir/16091/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:44:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Ancak sorunlar yağlanma ile sınırlı değildir. Özellikle başta diz olmak üzere eklem sorunları sıklıkla görülür.</p><p>Lipödemli bireylerde diz ağrısı, hareket kısıtlılığı ve eklem dejenerasyonu riski belirgin şekilde artmıştır. Lipödem tanısı ve tedavisinde geç kalınması, bu sürecin geri dönülemez noktalara taşınmasına neden olabilir.</p><p>MEKANİK YÜK VE EKLEM HASARI<br>Lipödemde bacaklarda simetrik yağ birikimi, hassasiyet ve ödemle birlikte diz eklemlerine binen mekanik yük artıyor. Lipödemli hastaların dizlerinde X leşme, içe dönme sıktır. Diz içi yağlanma bunda önemli bir neden. Ayak tabanı kemerinde giderek çökme oluşur ve yürüyüş mekaniği değişir.</p><p>'Lipödemde anabolik direnç vardır, yani kas güçlendirme daha zordur. Özellikle kuadriseps ve kalça abdüktörlerinde kas zayıflığı sıktır. Bu sorunu daha da kötüleştirir. Eklemde yanlış hizalanma kondromalazi (diz kıkırdağında yumuşama) ilerlediğinde, eklem kapsülünde sinovit (zar iltihabı) gelişir.'</p><p>Hastanın 'lipödem diz ağrısı' hem yağ dokusu iltihabı hem de eklemin kapsülüne bağlıdır.</p><p>'Lipödem tanısı geç konulan hastalarda diz sorunları daha sık ve daha ağır seyrediyor. Erken tanı, uygun egzersiz programları, manuel lenf drenajı, kompresyon tedavileri ve kilo yönetimi diz sağlığının korunmasında kritik öneme sahip.'</p><p>KISIR DÖNGÜYE DİKKAT<br>Diz ağrısı nedeniyle fiziksel aktiviteden kaçınan lipödemli bireylerde, hareketsizliğe bağlı kas zayıflığı ve kilo artışı sorunu daha da derinleştiriyor. Bu kısır döngü, hem lipödemin ilerlemesine hem de diz problemlerinin kalıcı hale gelmesine neden olabiliyor.</p><p>Farkındalık Hayat Kurtarıyor: Lipödemin erken dönemde tanınması ve diz ağrısının 'normal' kabul edilmemelidir. Toplumda farkındalığın artırılmasının hem hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak hem de uzun vadeli eklem sorunlarının önüne geçikecektir.</p><p>TEDAVİ YAKLAŞIMI: İNCELT, ŞEKİLLENDİR, TAMİR ET<br>Diz çevresi yağların alınması dizin doğru hizalanmasına büyük katkı sağlar, diz eklem fonksiyonlarını rahatlatır.</p><p>Kök hücreler verildiği yerde yeni kıkırdak üretebilir ve eklem iltihabını durdurup, eklemdeki kan akışını iyileştirir. Eklem kayganlaşmasını arttırıp, eklem fonksiyonlarını geliştirdiği saptanmıştır. Bu iki tedavi üzerine doğru kasları güçlendirme diğer önemli bir basamaktır.</p><p>İNCELT - ŞEKİLLENDİR - TAMİR ET - GÜÇLENDİR.</p><p>MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM<br>Lipödemli diz sorunlarının yönetiminde plastik cerrahi yanında başka bölümlerin de işbirliği gerekiyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon ve ortopedi gibi. Ancak lipödem tedavi edilmeden dize yönelik işlemler fazla başarılı olmaz ya da nüks eder. Bacak estetiği ve lipödem tedavisi sonrası dize kök hücre, kişiye özel egzersiz programları ve doğru tedavi yaklaşımlarıyla diz ağrılarının azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılması mümkün olabiliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/diz-agrilari-ve-diz-cevresi-ya_1766159093_mYA4uP.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diz Ağrıları ve Diz Çevresi Yağlanmanın Arkasında Lipödem Olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/diz-agrilari-ve-diz-cevresi-ya_1766159093_mYA4uP.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Birinci Basamakta Kriz Derinleşiyor, Sağlık Emekçileri Cezalarla Yönetiliyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/birinci-basamakta-kriz-derinlesiyor-saglik-emekcileri-cezalarla-yonetiliyor/16079/</link>
            <description><![CDATA[Birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanları; son bir yılda artan ceza ve kesintiler, tutulmayan yeni Aile Sağlığı Merkezi (ASM) vaatleri, eksik eğitimler ve aşı tedarik sorunları nedeniyle ağır çalışma koşullarıyla karşı karşıya bulunuyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/birinci-basamakta-kriz-derinlesiyor-saglik-emekcileri-cezalarla-yonetiliyor/16079/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 18:05:51 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sağlık emekçileri, bu sorunların çözümü için uzun süredir çağrıda bulunmalarına rağmen Sağlık Bakanlığı&#39;nın yapısal adımlar atmadığını, aksine yeni sorunlar yaratan uygulamaları hayata geçirdiğini dile getiriyor.</p><p>Dün ülke genelinde eylemler düzenlendi</p><p>Aile hekimliği alanında yaşanan sorunlara yönelik tepkiler dün ülke geneline yayıldı. Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimleri Derneği Federasyonu (AHEF) üyeleri ile emek ve meslek örgütlerinin çağrısıyla gerçekleştirilen eylemler kapsamında, kamuoyunda 'Eziyet Yönetmeliği' olarak adlandırılan düzenlemenin yürürlüğe girişinin birinci yılı protesto edildi. Aralarında tabip odaları, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), aile hekimleri dernekleri, Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası ile Genel Sağlık-İş Sendikası&#39;nın da bulunduğu 11 sağlık meslek örgütü, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.</p><p>'Performans ve ceza mantığı sağlık hizmetini zedeliyor'</p><p>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, mevcut yönetmeliklerin sağlık hizmetini kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırdığını vurgulayarak, 'Sağlık hizmeti ölçülmesi ve eksik bulunduğunda cezalandırılması gereken bir performans faaliyeti gibi ele alınıyor. Hekimin ve aile sağlığı çalışanının  kontrolü dışında gelişen hasta gelmemesi, adres değişikliği, göç ve nüfus hareketleri gibi durumlar dahi gelir kesintisine yol açıyor. Bu tablo, &#39;sorumluluk var, yetki yok&#39; anlayışını derinleştiriyor' dedi.</p><p>Gelir güvencesi ortadan kalktı</p><p>Aile hekimlerinin ve çalışanlarının  önemli bir bölümünün sözleşmeli statüde çalıştığını hatırlatan Akarken, performansa dayalı puanlama ve kesinti sisteminin gelirleri öngörülemez hale getirdiğini belirtti. Aynı işi yapan hekimler ve aile sağlığı merkezi çalışanları  arasında ciddi gelir farkları oluştuğuna dikkat çeken Akarken, bunun çalışma barışını bozduğunu ifade etti.</p><p>'Hastaya değil, ekrana çalışıyoruz'</p><p>Yönetmeliğin hekimlerin asli görevi olan koruyucu hekimliği aile sağlığı çalışanında sağlık hizmetini geri plana ittiğini belirten Akarken, 'Form doldurma, veri girişi ve performans ispatı öncelik haline geldi. Sağlık çalışanları artık hastaya değil, ekrana çalıştıklarını söylüyor' ifadelerini kullandı.</p><p>ASM&#39;ler fiilen küçük işletmeye dönüştü</p><p>Mevcut uygulamaların aile sağlığı merkezlerini fiilen küçük işletmelere dönüştürdüğünü ifade eden Akarken, aile hekimlerinin personel sorunlarından mekn giderlerine kadar pek çok yükümlülük altına sokulduğunu, buna karşın işveren yetkileri ve güvencelerinin bulunmadığını söyledi.</p><p>'Eziyet yönetmeliği' Sağlık Üretmez</p><p>Aile hekimlerinin ve aile merkezi çalışanlarının söz konusu düzenlemeyi 'eziyet yönetmeliği' olarak nitelendirmesinin nedeninin hak ve yükümlülük dengesinin bozulması olduğunu belirten Akarken, yönetmeliğin çok denetleyen, çok cezalandıran, geliri güvencesizleştiren ve mesleki özerkliği daraltan bir yapı oluşturduğunu dile getirdi.</p><p>Ortak talepler</p><p>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık emekçilerinin taleplerini şu başlıklar altında sıraladı:</p><p>Halkın eşit, ücretsiz, yeterli süreyle sunulan, koruyucu ve nitelikli birinci basamak sağlık hizmetine erişimi sağlanmalı</p><p>Performansa dayalı olmayan, emekliliğe yansıyan, tek kalem ve güvenceli ücret sistemi hayata geçirilmeli</p><p>Yüzde 35&#39;e varan vergi kesintileri en fazla yüzde 15&#39;e düşürülmeli, vergide adalet sağlanmalı</p><p>Kamu tarafından yapılan, donanımı tam, depreme dayanıklı ve güvenli ASM&#39;ler kurulmalı</p><p>Mesleki özerkliği zedeleyen, baskı ve cezaya dayalı uygulamalara son verilmeli</p><p>'Bu sistem böyle devam edemez'</p><p>Akarken, 'Sağlık çalışanlarının tükenmişliği halk sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Birinci basamak sağlık hizmetleri cezalarla değil, planlama ve kamusal sorumlulukla yönetilmelidir. SAHİM-SEN olarak sağlık ve sosyal hizmet kolu çalışanlarının hakları ve halkın sağlık hakkı için mücadelemizi sürdüreceğiz' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/birinci-basamakta-kriz-derinle_1766070348_9HXFOJ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Birinci Basamakta Kriz Derinleşiyor, Sağlık Emekçileri Cezalarla Yönetiliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/birinci-basamakta-kriz-derinle_1766070348_9HXFOJ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[MAGİNDER Sağlığa Güç Katmaya Devam Ediyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/maginder-sagliga-guc-katmaya-devam-ediyor/16075/</link>
            <description><![CDATA[Malatya’da sağlık alanında dikkat çeken bir dayanışma örneği yaşandı.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/maginder-sagliga-guc-katmaya-devam-ediyor/16075/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 14:39:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) tarafından Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine 50 adet tekerlekli sandalye bağışlandı. Gerçekleştirilen programda, sağlık hizmetlerine yönelik yapılan desteklerin önemine dikkat çekildi.<br>Hastane başhekimliği önünde gerçekleşen tekerlekli sandalye teslim töreninde konuşan Malatya Vali Yardımcısı Sedat Özdemir, hastanelerde zaman zaman bu tür ihtiyaçların oluşabildiğini belirterek, MAGİNDER&#39;in her zaman kamu kurumlarının yanında olduğunu bildiklerini söyledi. Özdemir, yapılan bağıştan dolayı MAGİNDER yönetimi ve üyelerine teşekkür etti.<br>Malatya İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Cezmi Karaca ise sağlık tesislerinde cihaz ve ekipman ihtiyaçlarının zaman zaman ortaya çıktığını ifade ederek, hayırsever kurum ve sivil toplum kuruluşlarının bu tür katkılarının son derece kıymetli olduğunu vurguladı. Karaca, MAGİNDER Başkanı Salih Karademir başta olmak üzere dernek üyelerine teşekkür etti.<br>Hastane Başhekimi Doç. Dr. Fatih Gönültaş da devletin sağlık alanında önemli hizmetler sunduğunu belirterek, sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bu tür desteklerin toplumsal farkındalığı artırdığını söyledi. Gönültaş, MAGİNDER ailesine duyarlı davranışlarından dolayı teşekkür etti.<br>MAGİNDER Başkanı Salih Karademir ise yaptığı açıklamada, 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya için sahada olmaya devam ettiklerini belirterek, eğitim ve araştırma hastanesine yaklaşık 50 adet tekerlekli sandalye bağışında bulunduklarını söyledi. Karademir, hastaların bu sandalyelerden en iyi şekilde faydalanmasını temenni ettiklerini ifade etti.<br>Karademir ayrıca, Malatya Valisi Seddar Yavuz&#39;un göreve başlamasıyla birlikte şehirde umut ve toparlanma sürecinin hız kazandığını belirterek, Malatya&#39;nın yeniden ayağa kalkması için sosyal projelere devam edeceklerini sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/maginder-sagliga-guc-katmaya-d_1766057993_Rj8QN3.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ MAGİNDER Sağlığa Güç Katmaya Devam Ediyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/maginder-sagliga-guc-katmaya-d_1766057993_Rj8QN3.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bacakta Ağırlık Hissi Ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir/16052/</link>
            <description><![CDATA[Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir/16052/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 22:40:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Varisin en önemli belirtileri arasında yer alan bacaklarda dolgunluk ve içi su dolmuşçasına ağırlık hissi, ağrı, kaşıntı ve krampların çoğu zaman yorgunluktan kaynaklandığı sanılıyor ve bu sorun ihmal edilebiliyor. Varisler günümüzde cerrahi tekniklerin yanı sıra radyofrekans, lazer ve doku yapıştırıcı gibi kateter bazlı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Yusuf Kuserli, varis tedavileri için ağırlıklı olarak sonbahar ve kış aylarının tercih edildiğini belirterek 'varisin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.<br>Bacaklarınızın gönderdiği sinyalleri dikkate alın<br>Damar hastalıklarının başında gelen varis, bacak toplardamarlarının genişleyip kıvrımlı hale gelmesidir. Normalde toplardamarlardaki küçük kapakçıklar, kanı kalbe doğru taşır. Ancak bu kapakçıklar bozulduğunda kan geriye kaçar, damar içinde birikir ve zamanla o bildiğimiz mavi, kabarık damarlar ortaya çıkar. Bu durumdaki bacaklarımız da bize sessizce sinyal verir. <br>Fazla kilolar da varis riskini artırıyor<br>Varis, sadece yaşlıları değil günümüzde gençleri de etkileyen önemli bir damar hastalığıdır. Uzun süre ayakta çalışan kuaförler, öğretmenler, hemşirelerde varis riski daha fazladır. Gün boyu masa başında oturanlar ve hareketsiz kalan kişiler de risk altındadır. Varis, kadınlarda gebelik ve hormon değişimleri nedeniyle daha sık görülür. Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite de varis riskini artırmaktadır. <br>İhmal edilen varis, pıhtı oluşumuna da neden olabilir<br>Varisin ilk belirtileri genelde günün sonunda bacaklardaki yorgunluklardır. Bu yorgunluklar ihmal edildiği zaman varis daha da ilerleyerek şişlik, ağrı, gece krampları, kaşıntı ve ciltte renk değişiklikleri ile kendisini göstermeye başlar. Bu belirtilere rağmen zamanında tedavi edilmeyen varislerle ciltte yaralar açılabilir ve bu yaralar aylarca kapanmayabilir, hastada pıhtı oluşumuna (tromboflebit) kadar gidebilir. Erken dönemde varis çorapları büyük fayda sağlar. Varis çorapları bacaklara dıştan basınç uygulayarak kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır. İlk birkaç gün zor geçebilir ama kısa sürede bacak yorgunluğu ciddi şekilde azalır. Aynı zamanda damar duvarını güçlendiren, dolaşımı destekleyen ilaçlar da mevcuttur. Ancak ilaçlar sorunu tamamen ortadan kaldırmaz sadece şikyetleri azaltır ve varis ilerlemesini yavaşlatır.<br>Günübirlik işlemlerle tedavi <br>Günümüzün gelişen teknolojileri sayesinde varisler ameliyatsız yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Hastanın aynı gün içinde taburcu olmasını sağlayan ameliyatsız yöntemler damar içinden yapılan lazer, radyofrekans ve doku yapıştırıcı teknikleri olarak sayılabilir. Varis tedavilerindeki işlemler lokal anestezi altında, 30 dakika gibi kısa bir süre içinde yapılmaktadır. <br>•    Lazer ve Radyofrekans: İnce bir tel yardımıyla damar içine girilip, ısı verilerek sorunlu damar kapatılır.<br>•    Yapıştırıcı: Damar özel bir tıbbi yapıştırıcıyla kapatılır, ısı kullanılmadığı için ağrı çok az olur.<br>Bekleyeyim varisim geçer demeyin<br>Varis, beklenince geçecek bir damar hastalığı değildir. Erken dönemde alınacak önlemlerle tamamen kontrol altına alınabilir. Modern tıpta varis tedavisi acısız, dikişsiz ve güvenli şekilde yapılabilmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi varis de erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Varisin oluşmasını önlemek ya da ilerlemesi yavaşlatmak için bu önerilere dikkat edilmesi önemlidir: <br>•    Gün içinde uzun süre ayakta kalıyorsanız ara ara yürüyün<br>•    Masa başında çalışıyorsanız her 30 dakikada bir kalkıp hareket edin<br>•    Bacaklarınızı kalp hizasının üzerine kaldırarak dinlendirin<br>•    Aşırı kilo alımından kaçının<br>•    Düzenli yürüyüş, bisiklet veya yüzme başta varis olmak üzere tüm damar sağlığı için en iyi egzersizdir.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasin_1765914030_UqbfKz.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bacakta Ağırlık Hissi Ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasin_1765914030_UqbfKz.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor/16039/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, karbonatın diş temizliği ve beyazlatmadaki etkileri, sınırlılıkları ve yanlış kullanımlarının oluşturduğu riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor/16039/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 23:20:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Karbonatın beyazlatma etkisi, dış yüzey lekelerinin sürtünmeyle uzaklaştırılmasına dayanıyor!</p><p>Karbonatın diş beyazlatmada nasıl etki ettiği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Karbonatın beyazlatma etkisinin büyük kısmı, diş yüzeyindeki dış lekelerin fiziksel olarak sürtünme ile uzaklaştırılmasına dayanır.' dedi.</p><p>Bazı çalışmalara göre karbonat içeren diş macunlarının, lekeleri ve plak birikimini azaltmada etkili bulunduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, 'Sodyum bikarbonatın pH yükseltici etkisi, ağız ortamında asidik atakları nötralize ederek kısa süreli olarak mineral dengenin korunmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bakteriyel atıkları etkileyerek plak oluşumunu azaltmaya katkıda bulunabilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Karbonat tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamıyor!</p><p>Karbonatın, diğer sert aşındırıcı maddelere kıyasla göreceli olarak düşük aşındırıcı bir profile sahip olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Doğru formülasyonda ve uygun kullanımda minede belirgin aşınma yaratmayabilir.' dedi.</p><p>Ancak partikül büyüklüğü, uygulama yöntemi, kullanılan konsantrasyon ve sıklığın aşındırma riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mimir, şöyle devam etti:</p><p>'Uzun süre ve kötü uygulama ile minede aşınma, parlaklığın azalması ve hassasiyet gözlenebilir. Bu sebeple mutlaka hekimin reçete etmesi ve kontrolü altında kullanılması uygundur. Karbonatın kısa süreli uygulamaları genellikle sistemik olarak zararsızdır. Bazı bireylerde aşırı ovalama veya mekanik travma sonucu gingival irritasyon, çekilme veya hassasiyet ortaya çıkabilir. Ayrıca karbonatın tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamadığı unutulmamalı. Yani karbonat kullanımına eşlik eden florürlü diş macunu, düzenli profesyonel bakım gibi temel koruyucu önlemler önemlidir.'</p><p>Bazı renk değişiklikleri karbonat ile düzelmez!</p><p>Karbonatın, çay, çikolata, nikotin gibi dış yüzey lekelerinin giderilmesinde etkili olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Klinik çalışmalarda karbonat içeren dental ürünlerin leke gideriminde bazı standart dental ürünlere göre üstün olduğu raporlanmıştır.' dedi.</p><p>Etkisinin olmadığı veya sınırlı olduğu alanların varlığından da bahseden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, 'Tetracycline kaynaklı, travma sonrası dentin değişiklikleri, restoratif malzeme kaynaklı renk değişiklikleri gibi intrinsik lekeler karbonat ile düzelmez. Bu tip renk bozuklukları genellikle profesyonel ağartma veya restoratif çözümler gerektirir. Yaşlanma ve dentin sararmasında karbonat sınırlı düzeyde etki gösterir, daha derin renk değişiklikleri için profesyonel yöntemler düşünülmelidir.' açıklamasını yaptı.</p><p>Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmamalı!</p><p>Kompozit, porselen, amalgam gibi restoratif materyallerin yüzey özelliklerinin farklı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Bazı restoratif yüzeylerde karbonat uygulanması yüzey parlaklığını değiştirebilir veya kompozitlerin yüzey pürüzlülüğünü artırarak leke tutulumunu kolaylaştırabilir.' dedi.</p><p>Büyük restorasyonlar veya estetik önemi olan restorasyonların varlığı durumunda temizleme gerekiyorsa hekimin bunu daha güvenli ve etkili şekilde yapacağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Mimir şunları söyledi:</p><p>'Aktif bir diş eti hastalığı varken sert mekanik uygulamalar diş etini tahriş edebilir ve durumun kötüleşmesine yol açabilir. Periodontal problemi olan kişilerin önce diş hekimi/periodontolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmaması önerilir.'</p><p>Asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörü!</p><p>Sosyal medya platformlarında sıkça paylaşılan &#39;karbonat + limon (ve benzeri)&#39; yöntemlerin riskli olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Limon suyu yüksek asidite içerir ve &#39;limon + karbonat&#39; veya &#39;sirke + karbonat&#39; gibi asit ile abrasiv kombinasyonu diş yüzeyinde hem kimyasal olarak çözündürme hem mekanik aşındırma riski oluşturur. Bu tür karışımlar mine kaybını hızlandırır, uzun vadede hassasiyet ve renk değişikliklerine yol açar. Bazı olgu raporlarında sirke ve karbonat karışımı kullanımının diş aşınmasına yol açtığı bildirilmiştir. Limon, sirke, soda gibi asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörüdür. Bu sebeple diş temizliği için diş hekimi kontrolünde profesyonel işlemler tercih edilmeli. Diş beyazlatma için ise diş hekimi muayenehanesinde doz ayarı yapılmış ajanlar ile beyazlatma uygulaması yapılmalı.' uyarısında bulundu.</p><p>Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritik!</p><p>Diş temizliği ve beyazlatma için ticari, test edilmiş ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, 'Karbonat içeren hazır dental ürünler genellikle klinik olarak test edilmiş formülasyonlara sahiptir. Bunlar kontrollü aşındırma ve ilave yararlar sunar.' dedi.</p><p>Karbonat kullanılması durumda günlük florür uygulamasının ihmal edilmemesi gerektiği önerisinde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritiktir. Eğer karbonat içeren macun florür içermiyorsa, en azından florür kullanımını başka şekilde sağlayın. Sert fırçalama ve aşındırıcı sürtünmeden kaçının. Yumuşak kıllı fırça ve nazik teknik kullanın. Haftada birkaç kez yoğun karışım uygulamaları yerine günlük, nazik ve kontrollü uygulama güvenlidir. Limon, sirke ve asidik bileşenler içeren &#39;kendin yap&#39; karışımlardan kaçının. Restorasyon ve periodontal durumunuz varsa hekiminize danışın. Özellikle karbonat veya başka aşındırıcı uygulamalar yapıyorsanız yıllık veya altı aylık diş hekimi kontrolleri ile mine durumunu, hassasiyeti ve restorasyonların yüzey bütünlüğünü takip ettirin.' </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ev-tipi-karisimlar-dis-minesin_1765398052_seEjTN.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ev-tipi-karisimlar-dis-minesin_1765398052_seEjTN.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dijital Yorgunluk Çocuklarda Başarıyı Düşürüyor]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/dijital-yorgunluk-cocuklarda-basariyi-dusuruyor/16031/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Barış Yazar, uzun süreli ekran kullanımının çocuklarda dikkat dağınıklığı, uyku problemleri ve okul başarısında düşüşe yol açtığını belirterek aileleri dikkatli olmaya çağırdı.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/dijital-yorgunluk-cocuklarda-basariyi-dusuruyor/16031/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 09 Dec 2025 16:36:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dr. Yazar, dijital cihazların kullanım süresinin artmasıyla birlikte çocuklarda dijital yorgunluk vakalarının belirgin şekilde yükseldiğini ifade etti.</p><p>Dijital yorgunluğun, ekran ve teknoloji kullanımının uzun süre devam etmesiyle ortaya çıkan bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Yazar, şu değerlendirmede bulundu: 'Çocuklar ekran karşısında uzun süre kaldığında dikkat dağınıklığı, uyku düzensizliği, davranış problemleri, göz sağlığı sorunları ve okul başarısında düşüş görülebilir. Küçük yaş gruplarında bu durum ayrıca konuşma gecikmesi, sosyalleşme güçlüğü ve öğrenme problemleriyle de kendini gösterebilir.'</p><p><br>PANDEMİ SONRASI EKRAN SÜRELERİ KESKİN ŞEKİLDE ARTTI<br>Pandemi döneminin ardından dijital cihaz kullanımının tüm yaş gruplarında arttığına değinen Dr. Yazar, eğitimde tablet kullanımının yaygınlaşması ve sosyal medya tüketiminin artmasının dijital yorgunluğu daha görünür hale getirdiğini söyledi.</p><p><br>0–2 YAŞTA EKRAN YOK, 2–5 YAŞTA GÜNDE EN FAZLA 1 SAAT<br>Erken çocukluk döneminde dijital maruziyetin beyin gelişimini olumsuz etkilediğini vurgulayan Dr. Yazar, ailelere şu ekran süresi önerilerini aktardı: 0–2 yaş: Ekran maruziyeti olmamalı. 2–5 yaş: Günlük süre 1 saati aşmamalı. 5 yaş ve üzeri: Mümkün olduğunca 2 saatin altında tutulmalı. Bu sürelerin aşılmasının dil gelişimi ve öğrenme kapasitesi üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceğine dikkat çekti.</p><p>GÖZ SAĞLIĞI VE DURUŞ BOZUKLUĞU RİSKİ ARTIYOR<br>Uzun süre ekran ışığına maruz kalmanın yalnızca bilişsel değil fiziksel sağlık açısından da tehlike içerdiğini belirten Dr. Yazar, çocuklarda göz kuruluğu, miyopi riski, odaklanma sorunları ve omurga eğrilikleri görülebileceğini söyledi.</p><p>20-20-20 KURALI YORGUNLUĞU AZALTABİLİR<br>Dijital yorgunluğu hafifletmek için uygulanabilecek basit yöntemlerden biri olarak 20-20-20 kuralını öneren Uzm. Dr. Yazar, her 20 dakikalık ekran kullanımından sonra 20 saniye boyunca en az 6 metre uzağa bakılmasının gözü rahatlattığını ifade etti. Ek olarak mavi ışık filtresi kullanımı, karanlık ortamda ekran izlenmemesi, yatmadan en az bir saat önce ekranın kapatılması ve çocuklarla daha fazla fiziksel aktivite yapılmasının önemli olduğunu vurguladı.</p><p>AİLELER MODEL OLMADAN ÇOCUKLARIN EKRAN ALIŞKANLIĞI DEĞİŞMEZ<br>Son olarak ebeveyn davranışlarının çocukların ekran kullanımını doğrudan şekillendirdiğini hatırlatan Dr. Yazar: 'Çocuklar, yetişkinleri izleyerek öğrenir. Evde ekran kullanımını sınırlandırmak, birlikte zaman geçirmek ve kitap okuma saatleri oluşturmak en sağlıklı yöntemdir' diyerek ailelere çağrıda bulundu.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/dijital-yorgunluk-cocuklarda-b_1765287377_2hEkuA.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dijital Yorgunluk Çocuklarda Başarıyı Düşürüyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/dijital-yorgunluk-cocuklarda-b_1765287377_2hEkuA.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir/16018/</link>
            <description><![CDATA[Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir/16018/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 22:18:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Genellikle hiçbir belirti vermeyen bu kesecikler; hafif karın kramplarına, şişkinliğe ve gaz ya da dışkılama alışkanlıklarında değişikliklere (kabızlık veya ishal) yol açabiliyor. Ancak kesecikler iltihaplandığında (Divertikülit) tablo ciddileşerek; şiddetli karın ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve iştah kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.   Özellikle şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması hayati öneme sahip.</p><p><br>Lif yönünden fakir beslenmeye bağlı sürekli kabızlığın oluşması ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığa davetiye çıkardığını belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, aynı zamanda genetik faktörlerin ve yaşa bağlı olarak bağırsak duvarlarının zayıflaması sebebiyle de 60 yaş üstü bireylerde bu durumla sıklıkla karşılaşıldığının altını çiziyor.</p><p>Divertikülit Tedavisinde Cerrahi Yöntemler</p><p>Divertiküller genellikle başka bir sebeple yapılan taramalarda tesadüfen bulunurken, tanı için kolonoskopi ve bilgisayarlı tomografiden (BT) faydalanılıyor. Tedavi şekli ise hastalığın evresine göre değişmekte. Keseciklerin olduğu sessiz evrede (Divertikülozis), ilaç tedavisine gerek yokken, bu evrede yaşam tarzı değişikliği (bol lifli diyet, su tüketimi) yeterli oluyor. Hafif atakların başladığı evrede istirahat, sıvı ağırlıklı beslenme ve uzman doktorun reçete edeceği antibiyotikler kullanılıyor. Şiddetli ataklarda hastaneye yatış, damardan antibiyotik tedavisi ve bağırsağın dinlendirilmesi gerekebiliyor. Nadiren bağırsak delinmesi, iki defadan fazla tekrarlayan divertikülit atağı, sık tekrarlayan kanama gibi komplikasyonların gelişmesi gibi durumlarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Cerrahi yöntemler, hastalıklı (divertiküllü ve iltihaplı) bağırsak bölümünün çıkarılmasına ve kalan sağlıklı uçların birbirine dikilmesine dayanıyor. Ancak bu işlemin nasıl yapılacağı hastanın durumuna göre değişiyor. Cerrahlar, mümkün olan her durumda hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlayan kapalı yöntemleri tercih ederken, bazı durumlarda açık cerrahiye de başvurulabiliyor. Karın bölgesine 3-4 adet çok küçük kesi açılarak yapılan laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem); daha az ağrı, daha küçük ameliyat izi ve daha kısa hastanede yatış süresiyle hastaların normal hayatlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor.</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, cerrahi süreçte hastaların en büyük korkusunun, bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıyla dışkının bir torbaya (stoma) dolması olduğunu söylüyor. Oysa laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlarda genellikle torba takılmıyor. Hastalıklı kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar birbirine dikilebiliyor. Acil ameliyatlarda ise, eğer karın içi çok iltihaplıysa, dikişlerin tutmama riski yüksek olduğu için, hasta güvenliğini sağlamak amacıyla geçici olarak bağırsağın karın cildine ağızlaştırılması söz konusu olabiliyor. Ancak enfeksiyon temizlenip hasta iyileştikten yaklaşık 3-6 ay sonra ikinci bir küçük ameliyatla bağırsak içeri alınıyor ve torba iptal ediliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/siddetli-karin-agrisinin-neden_1765221533_SoDHW1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/siddetli-karin-agrisinin-neden_1765221533_SoDHW1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gebelikte Diş Eti Büyümesini Hafife Almayın]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/gebelikte-dis-eti-buyumesini-hafife-almayin/16012/</link>
            <description><![CDATA[Diş eti büyümesi (diş eti hiperplazisi), genellikle diş ile diş eti arasındaki alanların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir durum.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/gebelikte-dis-eti-buyumesini-hafife-almayin/16012/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 05 Dec 2025 00:17:30 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu bölgede plak ve yiyecek artıkları daha kolay birikerek iltihap oluşumuna ve ilerlediğinde bazı diş eti hastalıklarına (periodontis) neden olabiliyor. Biriken plaklar, diş taşı ve bakterilerin yanı sıra; düzensiz fırçalama, sigara kullanımı, bazı ilaçlar, diyabet ve gebeliğe bağlı hormonlar da diş eti büyümesinin önemli sebepleri arasında yer alıyor. Sorunun başlıca belirtileri arasında; diş etlerinde gözle görülür şişlik, kızarıklık, sıcak ve soğuk yiyeceklere karşı diş etlerinde hassasiyet, ağız içinde kötü koku ve tat, ısırırken rahatsızlık ve şiddetli ağrı gibi şikayetler geliyor.</p><p>İyi Huylu Gebelik Tümörü Olarak Biliniyor</p><p>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı&#39;ndan Dt. Merve Ağırman, 'İyi huylu gebelik tümörü olarak da adlandırılan diş eti büyümesinde, hormonların etkisiyle birlikte hassas ve kolay kanayan diş etleri, ağız ve diş sağlığında ciddi sorunlara yol açıyor' diyor ve ekliyor: 'Bu durum dikkate alınmadığında iltihaplanma devam ediyor ve bazen erken doğuma veya bebeğin düşük kiloda doğumuna neden olabiliyor. Gebelik sonunda hormonlar normale döndükçe diş etleri kendiliğinden iyileşse de, uzun süren iltihaplanmada ağız hijyeni yetersizse diş etleri eski haline dönemediği için doğum sonrası cerrahi müdahale ihtiyacı da gündeme geliyor.'</p><p>Dt. Merve Ağırman daha sağlıklı bir gebelik süreci için bazı önlemlere dikkat çekiyor:</p><p>Bağışıklığınızı güçlendirin: Dengeli ve düzenli beslenme ile bağışıklık sisteminizi destekleyin. <br>Ağız içi bakımı ihmal etmeyin: Ağız hijyenine özen gösterin; düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımını ihmal etmeyin. Her gün en az iki kez, hekimlerinin önerdiği şekilde ağız bakımınızı yapın.  <br>Kontrollerinizi aksatmayın: Gebelik planlıyorsanız, öncesinde mutlaka periodontolog veya diş hekimi kontrollerinizi yaptırın. Unutmayın; gebelik boyunca düzenli ağız ve diş muayenesi, gebenin yaşam kalitesini yükselterek sorunsuz bir gebelik sağlar. <br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/gebelikte-dis-eti-buyumesini-h_1764883048_ntWDfI.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gebelikte Diş Eti Büyümesini Hafife Almayın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/gebelikte-dis-eti-buyumesini-h_1764883048_ntWDfI.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir/16005/</link>
            <description><![CDATA[Diş etlerinde yanma, ağrı ve aft gibi şikâyetler birçok nedenden kaynaklanabileceğini belirten uzmanlar, bu tür şikayetlerde bir hekime görünmenin önemli olduğunu söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir/16005/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 00:22:51 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Stres, bağışıklık sistemi düşüklüğü ve hormonal değişimlerin bu sorunları tetikleyebileceğini aktaran Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Oral hijyen eksikliği olması durumunda yanma hissi, ağrılar ve aft yaraları tekrarlayabilir. Bu sorunlar sık sık tekrarlanıyorsa, bunun nedeni B12 vitamini veya Demir eksikliği olabilir.' dedi. Düzenli diş taşı temizliği ve gerektiğinde derin temizliğin sağlıklı diş etleri için önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Bahar, diş eti bakımı yapılmadığında diş taşlarının diş etinin altına kadar inebileceğine, bu durumun kemik kayıplarına sebep olabileceğine dikkat çekti.</p><p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş etlerindeki ağrı, yanma ve aft gibi sorunların nedenleri ve bu sorunlarla ilişkili olabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p><p>Düşük bağışıklık sistemi veya stres diş etlerini etkileyebilir!</p><p>Diş etlerinde birçok nedenden dolayı ağrı veya yanma hissi oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Bu sorunların altında düşük bağışıklık sistemi veya içinde bulunulan stresli bir dönem yatıyor olabilir.' dedi.</p><p>Böyle zamanlarda diş etlerinde aft denilen beyaz renkli yaralar çıkabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, 'Bunlar genelde bağışıklık sisteminin düştüğü zaman ağız içerisinde gördüğümüz yaralardır.' şeklinde konuştu.</p><p>Oral hijyen eksikliğinde yanma hissi, ağrılar ve aft yaraları tekrarlayabilir!</p><p>Ayrıca oral hijyen eksikliği olması durumunda da yanma hissi, ağrılar ve aft yaralarının tekrarlayabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Bu sorunlar sık sık tekrarlanıyorsa, bunun nedeni B12 vitamini veya Demir eksikliği olabilir.' dedi.</p><p>Kadınlarda adet dönemlerine yakın veya adet dönemlerinde ya da menopoz dönemlerine yakın diş etlerinde yanma, kızarıklık ve ağrı gibi sorunlar gözükebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Bahar, bu durumun normal olduğunu ifade etti.</p><p>Herhangi bir ağrı durumunda diş hekimine görünmekte fayda var!</p><p>Diş dolgularına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Eğer dolgularınızın arasında veya dişlerinizin arasında doğru bir temas yok ise ve taşkın dolgular yapılmışsa orada &#39;food impaction&#39; dediğimiz gıda sıkışması oluşabiliyor. Gıda sıkışmasından dolayı da diş etlerimizde zonklayıcı tarzda bir ağrı oluşabilir. Bu da enflamasyona sebep olabilir.' dedi.</p><p>Diş etlerine iyi bir bakım sağlanmadığı durumlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Diş eti bakımını yapmıyorsanız, diş taşlarınız doğru ve düzenli şekilde temizlenmiyorsa, diş taşları diş etinizin altına kadar inebilir. Bu durum kemik kayıplarına sebep olabilir ve yine enflamasyon oluşabilir. Tabi bu da tekrarlayan ağrı ve yanma hissine yol açar. Diş taşı temizliğinin mutlaka düzenli olarak yapılması gerekiyor. Hatta bazı durumlarda küretaj dediğimiz derin temizlik yapılması gerekebiliyor. Bunların dışında herhangi bir ağrınız varsa mutlaka diş hekiminize görünmenizde fayda var.' </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-_1764796969_gAb4ot.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-_1764796969_gAb4ot.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sanal kumar gençliği tehdit ediyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ediyor/15991/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, gençler arasında yaygınlaşan sanal kumar bağımlılığını değerlendirdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ediyor/15991/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 16:24:30 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Renkli oyunlar sanal kumar tuzağına dönüşüyor</p><p>Dijitalleşmenin getirdiği kolay erişim ve akranlar arasında popülerliğin sanal kumar bağımlılığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, özellikle gençler arasında yaygınlaşan, renkli ve eğlenceli arayüzlere sahip bazı mobil uygulamaların, aslında bahis sistemi üzerine kurulu sanal kumar tuzağı olduğunu ifade etti.</p><p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu tarz oyunların başlangıçta eğlence vaat ettiğini, ancak hızlıca kontrol kaybına dönüştüğünü belirterek, 'Renkli şekerleri eşleştirme ya da farklı kombinasyonlar yapmaya dayanan ve üzerine bahis konulan oyunlar, şans oyunu gibi görünse de neden olduğu maddi kayıplar ve sorunlar nedeniyle sanal kumar bağımlılığını akla getiriyor. Bu oyunlar, beyinde dopamin salgısını artırarak &#39;haz&#39; duygusunu tetikliyor. Üstelik bu haz arayışı sadece oyunda uzun süre vakit geçirmekle sınırlı kalmıyor; birçok kişi oyuna para yatırarak bu süreci daha da artırıyor.' diye anlattı.</p><p>Kaybettiklerini kazanma hırsı ve akran popülerliği</p><p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, sanal kumarın gençleri çeken en büyük faktörlerinden birinin, kazanma ve kaybetme arasındaki heyecan döngüsü olduğunu, bu döngünün, kayıplar yaşandıkça 'Kaybettiklerimi tekrar kazanmalıyım' hedefine dönüştüğünü ve bağımlılığın derinleştiğini kaydederek, 'Kazanma ve kaybetme arasındaki hızlı değişimler heyecan verse de, zamanla yaşanan kayıplar kişide &#39;Kaybettiklerimi geri almalıyım&#39; düşüncesini doğurarak yeni bir hedef yaratıyor. Gençlerin bu oyunlara ilgisini canlı tutan bir diğer unsur ise akranları arasında popüler olması. Sosyal çevre, gençleri arkadaş grubuna uyum sağlamak ve dışlanmamak için benzer deneyimleri yaşamaya yönlendiriyor.' dedi.</p><p>Ailelerin çocuklarının dijital araçlarla geçirdiği zamanı değil, bu davranışın neden olduğu sorunları takip etmesi gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 'Sanal kumar bağımlılığı geliştiğinde, bireyin akademik, sosyal ve ailevi işlevselliği zayıflıyor.' ifadesinde bulundu.</p><p>Aileler için dikkat çeken belirtiler neler?</p><p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, ailelerin gözlemlemesi gereken kritik belirtileri şöyle sıraladı:</p><p>'Oyuna yatırılan bahisler nedeniyle kontrolsüz para harcamalarının görülmesi ve sık sık ihtiyaç dışı para talep edilmesi ilk dikkat çeken işaretlerdir. Teknolojik cihazlarda geçirilen sürenin yaş grubuna önerilen sınırların üzerine çıkması, bu dengenin bozulmasıyla birlikte akademik başarının düşmesi, okulda devamsızlıkların artması ve kişinin keyif aldığı aktivitelerden uzaklaşması gibi değişiklikler ise sağlıklı iletişim kurulan bir aile tarafından genellikle fark edilebilir. Ayrıca bireyin aile ortamında daha az bulunması, evde olsa bile zihninin sürekli oyunda olması, engellendiğini düşündüğü anlarda öfke, tahammülsüzlük gibi tepkiler göstermesi de bir sorunun varlığına işaret eder.'</p><p>Bağımlılık gelişince yalan ve gizleme ortaya çıkıyor</p><p>Kumar bağımlılığı yerleştiğinde, bireylerin utanç ve suçluluk duygularının yanı sıra, oyuna devam edebilmek amacıyla yalan söyleme ve gerçeği saklama davranışları sergilediğini belirten Sedef Koç Bal, bu aşamada profesyonel destek almanın zorunlu olduğunu ifade etti.</p><p>Sedef Koç Bal, sağlıklı sınırların önemini ve tedavi sürecinin kapsamını şu sözlerle anlattı:</p><p>'Çocuğun gelişim dönemine uygun bir yaklaşımla, açık ve sağlıklı iletişim kurulması önemlidir. Dijital dünyanın oluşturduğu riskler anlatılırken, çocuğun duygu ve düşünceleri ile bireysel ihtiyaçları mutlaka dikkate alınmalıdır. Tedavi sürecinin amacı yalnızca oyuna erişimi kısıtlamak değildir; davranışın altında yatan nedenleri değerlendirmek, gerekli görüldüğünde ilaç desteğine başvurmak, riskleri ve koruyucu önlemleri belirlemek, etkili baş etme yöntemleri geliştirmek ve finansal yönetim planı oluşturmak gibi kapsamlı bir süreç hedeflenir. Bu süreçte aile desteği kritik rol oynar; ancak bu destek, sınırsız maddi yardım sağlamak ya da ortaya çıkan borçları kapatmak olarak anlaşılmamalıdır. Ailenin görevi, yapıcı sınırlar koymak, doğru iletişim kurmak ve tedavi sürecini güçlendirmektir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ed_1764336269_TpqVS8.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sanal kumar gençliği tehdit ediyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ed_1764336269_TpqVS8.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-besliyor/15987/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, mükemmeliyetçilik ve erteleme davranışının psikolojik nedenleri, sonuçları ve bunlarla başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-besliyor/15987/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:55:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Mükemmeliyetçi kişi kendi zihninde yarattığı &#39;kusursuzluk ideali&#39; ile mücadele eder!</p><p>Mükemmeliyetçiliğin, kişinin kendi hayatında ve işlerinde &#39;hatasız&#39; olma arzusuyla şekillenen bir düşünce tarzı olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Yüzeyde bakıldığında motive edici gibi görünse de, aslında çoğu zaman kişinin üzerindeki baskıyı artıran, özgürlüğünü kısıtlayan ve yaşam kalitesini düşüren bir eğilimdir.' dedi.</p><p>Psikolojide mükemmeliyetçiliğin, sadece yüksek standartlar koymak olmadığını, aynı zamanda hata yapma korkusu, eleştirilme kaygısı ve &#39;yeterince iyi&#39;nin asla kabul edilmemesi gibi özellikleri de kapsadığını vurgulayan Demir, 'Kişi sürekli daha fazlasını ister, ancak ulaştığı hiçbir sonuç ona huzur vermez. Filozof Epiktetos&#39;un söylediği gibi; &#39;İnsanı rahatsız eden şeyler olaylar değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.&#39; Mükemmeliyetçi kişi de çoğu zaman gerçeğin kendisiyle değil, kendi zihninde yarattığı &#39;kusursuzluk ideali&#39; ile mücadele eder.' şeklinde konuştu.</p><p>İşin büyüklüğü veya mükemmel olma zorunluluğu, başlamayı tehditkr kılabiliyor!</p><p>Ertelemenin (prokrastinasyon), yapılması gereken bir işi bilinçli olarak geciktirme davranışı olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Basitçe &#39;tembellik&#39; değildir. Çoğu zaman kişinin zihninde, işin büyüklüğü ya da mükemmel olma zorunluluğu o kadar ağırdır ki, başlamak tehditkr gelir.' dedi.</p><p>Ertelemenin özellikle hangi durumlarda sık görüldüğüne değinen Demir, 'Belirsizliğin çok olduğu görevlerde, kişinin yüksek kaygı hissettiği işlerde ve sunum, sınav, rapor gibi sonucun dışarıdan değerlendirileceği durumlarda erteleme davranışına sıkça rastlanır.' açıklamasını yaptı.</p><p>Hata yapmaktan korkmak, bir işe başlamadan ertelemeye neden oluyor!</p><p>Araştırmaların, mükemmeliyetçiliğin erteleme ile doğrudan ilişkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Özellikle &#39;uyumsuz mükemmeliyetçilik&#39; olarak tanımlanan türünde kişi, hata yapmaktan öylesine korkar ki, işi başlamadan ertelemeyi seçer.' dedi.</p><p>Bu şekilde kişinin, aslında başarısızlıkla yüzleşmekten de kaçmış olduğuna işaret eden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>'Bir başka deyişle; &#39;Başlamazsam başarısız da olmam&#39; düşüncesi hakimdir. Bu mantık, kişiyi kısa vadede kaygıdan korur, fakat uzun vadede daha yoğun stres, zaman baskısı ve özgüven kaybına yol açar.</p><p>Öğrenciler ve çalışanlarda görülen alanlara baktığımızda öğrenciler için tez yazımı, sınavlara hazırlık, ödev teslimi gibi süreçlerde mükemmeliyetçilikten kaynaklanan erteleme sık rastlanır. Çalışanlar da ise sunum hazırlıkları, raporlar, e-posta yazımı hatta toplantılara katkı sunma gibi görevlerde kişi &#39;yeterince iyi değilim&#39; kaygısıyla işi erteler.'</p><p>Değişimin ilk adımı farkındalık!</p><p>Kişinin kendi mükemmeliyetçi düşüncelerini fark ettiğinde, erteleme ile başa çıkma şansının arttığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Çünkü farkındalık, değişimin ilk adımıdır.' dedi.</p><p>Farkındalığı artırmak için yapılabilecekler hakkında bilgi veren Demir, 'Kusursuzluk yerine, işlevsel ve yeterli olanı kabul etmek gerekir. Yani &#39;yeterince iyi&#39; kavramı benimsenmeli. Görevleri parçalara ayırarak büyük resmi değil, küçük adımları görmek kaygıyı azaltır. Bir işe sonsuz vakit ayırmak yerine, belirli bir sürede tamamlamak için hedef belirlenmeli. Hata yapmak öğrenme sürecinin parçası olarak görülmeli. Bir şarkının sözlerinde &#39;yaralarımızdan ışık sızar&#39; ifadesi geçer. Hata yapmak, çoğu zaman gelişimin kapısını aralar. Mükemmeliyetçilik yoğun kaygı, tükenmişlik ya da depresyon ile birlikteyse bir klinik psikolog desteği oldukça faydalı olur.' önerilerinde bulundu.</p><p>Yaşamın özü kusursuzluk değil, tamamlanmamış ama ilerleyen bir süreç…</p><p>Mükemmeliyetçiliğin çoğu zaman bir &#39;altın kafes&#39; olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Parıldar ama içinde sıkışıp kalırız. Erteleme ise bu kafesten çıkmak için seçtiğimiz geçici ama yanıltıcı bir kaçış yoludur.' dedi.</p><p>Oysa yaşamın özünün kusursuzluk değil, &#39;tamamlanmamış ama ilerleyen bir süreç&#39; olduğunun altını çizen Demir, 'Kendi kusurlarımızla barışabildiğimizde, ertelemek yerine adım atabilir; hem üretkenliğimizi hem de yaşam doyumumuzu artırabiliriz.' diyerek sözlerini tamamladı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-b_1764251709_eNFfl9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-b_1764251709_eNFfl9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Üniversitelilerin sigara bağımlılığı ile ilgili farkındalığı yüksek]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/universitelilerin-sigara-bagimliligi-ile-ilgili-farkindaligi-yuksek/15984/</link>
            <description><![CDATA[Dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olan tütün kullanımı ile ilgili üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırma, sonuçlarıyla dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/universitelilerin-sigara-bagimliligi-ile-ilgili-farkindaligi-yuksek/15984/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:44:25 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü&#39;nden Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzman Wayne Dinn ve ekibi, bu alanda yürüttükleri güncel araştırmada üniversite öğrencilerinde tütün kullanımının yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kişilik, nöropsikolojik işlevler ve bilişsel süreçlerle de yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu. 18-30 yaş aralığındaki 271 katılımcıyla yürütülen araştırmada, üniversite öğrencilerinin yüzde 36&#39;sının başta sigara olmak üzere, nargile ve elektronik sigara gibi çeşitli tütün ürünlerini kullandıkları görüldü. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 45&#39;i ise herhangi bir tütün ürünü kullanmıyor. Tütün kullanan öğrencilerin çoğunun bu ürünlere karşı düşük düzey bağımlılık gösterdiğini belirten araştırma ekibi, 'Üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine karşı henüz ileri düzey bağımlılık geliştirmemiş olması, müdahale için hala fırsat olduğunu gösteriyor. Gençlere sadece sigara değil, tüm tütün ürünleri hakkında doğru bilgilendirmenin sağlanması, bağımlılıkla mücadelede doğru kaynakların ve desteklerin sunulması, risk grubu olan gençler arasında tütün salgının kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir' dedi.</p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Laboratuvarı&#39;nda İTBF Dekanı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ekibinin yürüttüğü araştırmalarda, sigara içme alışkanlıkları ile bazı kişilik özelliklerinin ilişkili olabileceği görüldü. Araştırmacılar, sigara kullanan üniversite öğrencilerinin daha çok risk almayı seven, heyecan arayan ve kuralları zorlamaya eğimli bireyler olabileceklerine dikkat çekti.</p><p>Tütün bağımlılığında önemli beyin bölgeleri</p><p>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibinin yürüttüğü nöropsikolojik araştırmalar, sigara içen öğrencilerin çalışma belleği, dikkat gibi bilişsel süreçlerde başarılı olduğunu gösterdi. Araştırmacılar orbitofrontal korteksin önemini şu şekilde açıkladı: 'Orbitofrontal korteks, kurallara uyma, davranışları-dürtüleri kontrol etme ve bastırma, ödül-ceza değerlendirmesi yapma ve sosyal davranış ile ilişkilendirilen beyin bölgesi. Araştırmalarımızda sigara içen öğrencilerin bu bölge için kullanılan nöropsikolojik testlerde içmeyenlere göre, daha kötü performans gösterdiğini bulguladık. Bu bulgular, nikotin kullanımında orbitofrontal korteksin kritik bir rol oynadığını ve davranışsal disinhibisyonun bağımlılıkla ilişkili olabileceğini gösteriyor.'</p><p>Katılımcıların yüzde 36&#39;sı tütün ürünleri kullanıyor</p><p>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzm. Wayne Dinn ve Arş. Gör. Şeyma Aydın Öztürk&#39;ün 271 katılımcıyla yürüttükleri araştırmada, 18-30 yaş aralığındaki üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıkları ile ilgili sonuçlar elde edildi. Araştırma bulguları, üniversite öğrencilerinin yüzde 36&#39;sının başta sigara olmak üzere, nargile ve elektronik sigara gibi çeşitli tütün ürünlerini kullandıklarını gösterdi. Katılımcıların yüzde 45&#39;i ise herhangi bir tütün ürünü kullanmadığını belirtti. Araştırma ekibi, bu bulguların üniversite öğrencilerinin tütünle verdikleri mücadelede kritik bir dönemde olduklarını ve erken müdahalenin önemini ortaya koyduğunu ifade etti.</p><p>Erkek öğrenciler arasında daha yaygın kullanım</p><p>Araştırmada üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıkları incelendi. Araştırma sonuçlarına göre tütün ürünü kullanan öğrencilerin yüzde 45&#39;inin erkek, tütün ürünü kullanmayan öğrencilerin sadece yüzde 21&#39;inin erkek olduğunu belirten araştırma ekibi,  'Bu veriler, erkek öğrencilerin kadın öğrencilere kıyasla tütün kullanımına daha eğilimli olduğunu göstermekte ve uluslararası literatürü desteklemektedir' dedi.</p><p>Sosyal çevrenin tütün kullanımına etkisi araştırıldı</p><p>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibi, üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıklarında ailelerinin ve yakın arkadaşlarının rolüne odaklandı. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 71&#39;inin ailesinde en az bir kişinin tütün ürünü kullandığı belirlendi. Araştırma ekibi, bu sonuçla ilgili de 'Özellikle baba ve kardeşlerin tütün kullanım oranları yüksek. Bu durum, gençlerimizin tütün kullanımına başlamasında ve sürdürmesinde aile içindeki rol modellerin etkili olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla gençlerin tütün ile mücadelelerini kapsayan çalışmaların aileleri de kapsayacak şekilde düzenlenmesine ihtiyacımız var' değerlendrmesini yaptı.</p><p>İlk deneme arkadaş ortamında yapıldı</p><p>Araştırmada katılımcılara ilk tütün ürününü ne zaman ve nerede kullandıkları da soruldu. Katılımcılar, ilk denemelerinde arkadaş ortamında bulunduklarını belirtirken; tütün ürünü kullanan öğrencilerin yakın arkadaşlarının yüzde 41&#39;inin sigara kullandığı da ortaya çıktı. Araştırma ekibi, bu bulguları şöyle yorumladı: 'Ailedeki rol modeller kadar, risk grubu olarak değerlendirdiğimiz üniversite öğrencilerinin sigara, nargile veya elektronik sigara kullanımında yakın arkadaşlar da teşvik edici rol üstleniyor. Sosyalleşme ihtiyacı, akranlar tarafından kabul görme, yetişkin gözükme istekleriyle üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine ilgisi daha çok artıyor. Tabii, bir de nargile kafeler ve satışı her geçen gün artan elektronik sigaralar var. Nargile kafeler hem sosyalleşme hem de nikotin tüketim imkanı sunarken, elektronik sigaraların zararları azımsanıyor.'</p><p>Henüz şiddetli bağımlılık yok ancak önlem alınmalı</p><p>Araştırmanın umut verici bulgularından birinin, tütün kullanan öğrencilerin çoğunun bu ürünlere karşı düşük düzey bağımlılık göstermesi olduğunu belirten araştırma ekibi, 'Üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine karşı henüz ileri düzey bağımlılık geliştirmemiş olması, müdahale için hala fırsat olduğunu gösteriyor. Gençlere sadece sigara değil, tüm tütün ürünleri hakkında doğru bilgilendirmenin sağlanması, bağımlılıkla mücadelede doğru kaynakların ve desteklerin sunulması, risk grubu olan gençler arasında tütün salgınının kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir' şeklinde değerlendirdi.</p><p>Gençler tehlikenin farkında, peki ne yapılmalı?</p><p>Araştırmanın ilginç bulgularından birinin tütün kullanan öğrencilerin yüzde 67&#39;sinin bu ürünlerin sağlıklarına oldukça fazla zarar verdiğini düşünmesi olduğunu belirten araştırma ekibi, 'Öğrenciler tütünün zararları konusunda bilinçli ancak yine de kullanmaya devam ediyorlar. Bu, sadece bilgilendirmenin yeterli olmadığını, kapsamlı müdahale programlarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor'  değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Atlas Psikoloji Laboratuvarı araştırmacıları, bu araştırmanın, üniversite gençliğinin tütün kullanım alışkanlıklarını anlamak ve etkili müdahale stratejileri geliştirmek için önemli veriler sunduğunu belirterek araştırma sonuçlarının, sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyal faktörleri de dikkate alan bütüncül yaklaşımların gerekliliğini vurguladığını kaydetti.</p><p>Tütün ile mücadelede yeni bir yöntem: Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı</p><p>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzm. Wayne Dinn ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral tarafından yürütülen son araştırmada ise transkraniyal doğru akım cihazı kullanarak dorsolateral prefrontal korteks bölgesi uyarıldı. Bu çalışmayla sigara kullanan üniversite öğrencilerinin sigara isteklerini azaltmak ve davranış kontrolünü güçlendirmek amaçlandı. Araştırma sonuçları, tütün ile mücadelede kullanılacak yeni yöntemlerin kültürden etkilenebileceğini gösterdi. Araştırmacılar bu bulguları da şöyle yorumladı: 'Türkiye&#39;de sigara içmek sosyal yaşamda çok yaygın ve normalleşmiş durumda. Batı toplumlarında ise sigara uzun süredir &#39;olumsuz&#39; bir alışkanlık olarak damgalanıyor. Bu fark, beynin verdiği tepkilerden tedavi yöntemlerinin etkinliğine kadar uzanabilir. Biz bunu 'nörokültürel hipotez' çerçevesinde değerlendiriyoruz. Yani, aynı beyin uyarım tekniği farklı kültürel ortamlarda farklı sonuçlar doğurabiliyor.'</p><p>Çok boyutlu bir mücadele gerekiyor</p><p>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibi, Atlas Psikoloji Laboratuvarı&#39;nda yürüttükleri çalışmaların, sigarayı bırakmanın yalnızca nikotin bağımlılığıyla ilgili olmadığını; kişilik, düşünme biçimi, duygular, kültürel faktörlerle bağlantılı olduğunu ortaya koyduğunu belirterek bu nedenle risk grubu olarak değerlendirilen gençlerin tütünle mücadelesinde 'sağlığa zararlıdır' sloganının ötesinde adımlar atmak gerektiğini vurgulayarak önerilerini şöyle sıraladı:</p><p>Aile odaklı müdahale programları: Ailelerin tütün kullanımının gençler üzerindeki etkisi göz önünde bulundurularak, ebeveyn ve kardeşleri de kapsayan farkındalık programları geliştirilmeli.</p><p>Akran desteği ve sosyal ağların gücünden yararlanma: Arkadaş çevrelerinin tütün kullanımını teşvik etme rolünün aksine, sağlıklı yaşam biçimlerini destekleyen sosyal ortamlar oluşturulmalı.</p><p>Erken dönem müdahale: Düşük bağımlılık düzeylerinin avantajından yararlanarak, üniversiteye giriş döneminde yoğun bilgilendirme ve destek programları uygulanmalı.</p><p>Kapsamlı farkındalık çalışmaları: Sadece bilgi vermek değil, davranış değişikliğini destekleyen interaktif programlar tasarlanmalı.</p><p>Nargile ve elektronik sigara odaklı özel yaklaşımlar: Bu ürünlerin 'daha az zararlı' algısına karşı özel bilgilendirme kampanyaları düzenlenmeli.</p><p>Üniversite içi destekleyici ortamlar: Sigara bırakma danışmanlık hizmetleri, stresle başa çıkma teknikleri ve sosyal alternatifler sunulmalı.</p><p>Stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek: Üniversite yılları, yeni sorumluluklar ve roller ile pek çok zorlukları beraberinde getirmektedir. Bu zorluklar gençlerin stres düzeylerini artırırken uzmanların ve ailelerin desteği ile stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeleri için gerekli destek sağlanmalı.</p><p>Bu önerilerin üniversiteler, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile hayata geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin tütün salgını ile mücadelede güçlenmesini sağlayacaktır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/universitelilerin-sigara-bagim_1764251063_SgMVNd.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Üniversitelilerin sigara bağımlılığı ile ilgili farkındalığı yüksek ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/universitelilerin-sigara-bagim_1764251063_SgMVNd.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Omuz Ağrısını Tetikleyen 6 Neden !]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/omuz-agrisini-tetikleyen-6-neden/15967/</link>
            <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/omuz-agrisini-tetikleyen-6-neden/15967/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 23:29:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Tüm eklemlerin arasında, omuz eklemi vücudumuzun en hareketli eklemidir. Omuz eklemi; çalışma hayatı, spor faaliyetleri ve gündelik işlerde büyük avantaj sağlayan aynı zamanda travmaya da açık bir eklemdir. Bazı faktörler var ki omuz ekleminde ağrılara neden olur.</p><p>Omuz ağrısına neden olan en sık görülenler sebepler ve tedavileri;  </p><p>Kas Ağrıları:</p><p>Fibromiyalji Sendromu, Miyofasiyal ağrı sendromu başta olmak üzere çeşitli çevresel kas problemleri omuz ağrısına neden olabilmektedir.</p><p>Kas ve Sinir Sıkışması:</p><p>Boyun fıtıkları (C4-7), Brakial pleksus nöropatileri, Torasik Outlet Sendromu, Refleks Sempatik Distrofi omuz ağrısı yapabilmektedir. İmpingement sendromu  humerus başı ile korokoakromial ark arasında, supraspinatus kas tendonu, bisipital tendon ve subakromial bursanın sıkışması ve inflamasyonu sonucu gelişebilmektedir. Akromioklavikuler eklem patolojileri, osteofitler, bursit,  proksimal humerus kırığı, kifoz, skolyoz ve akromionun ön 1/3 yapısal değişikliği de sıkışmaya katkı sağlayabilmektedir.</p><p>Labrum (Kapsül) Yırtıkları:</p><p>Genellikle  labrumda görülen yırtıklar nedeniyle labrum  görevini yapamaz ve omuz instabilitesi gelişir. Bu durum akut travmalara bağlı gelişen omuz çıkıkları esnasında ortaya çıkar ve ilerki zamanlarda çıkıkların tekrarlaması nedeniyle labrum ve eklem yüzeylerinde daha fazla lezyon meydana gelebilir. Travmaya bağlı olmayan omuz instabilitesi de gelişebilmektedir. Bu durum omuz etrafındaki tendon, bağ ve kasların gevşekliğine bağlı olarak gelişen çıkıklar nedeniyle oluşabilmektedir. Bu şekil omuz instabilitesinde bir labrum yırtığı eşlik etmeyebilir.</p><p>Kas Yırtıkları:</p><p>Özellikle rotator cuff adı verilen kas grubunun bir üyesi olan supraspinatus kası başta olmak üzere kas yırtıkları da omuz ağrı ve kısıtlılığı yapan nedenler arasındadır. Biseps kas tendinitleri, kalsifik tendinitler de ağrıya neden olabilmektedir.</p><p>Donuk Omuz:</p><p>Donuk omuz sendromu (adesiv kapsülit) omuz eklem kapsülü ile eklem eklem sinovyasının beraber inflamasyonu sonucu başlangıçta omuz ağrısı ile başlayıp, omuz hareket kabiliyetinin kısıtlanmasına kadar ilerleyen bir tablodur. Genellikle bir omuzda gelişmekle beraber iki omuzu da tutabilmektedir. Çarpma, düşme gibi travmalar sonucunda omuzun uzun süre sabit tutulmuş olması bu hastalığı tetikleyebilir. Omuz kireçlenmesi, travma sonrası uzun süre istirahatte tutma, diyabet, kalp hastalığı ve akciğer hastalıkları donuk omuz gelişmesine zemin hazırlayabilmektedir.</p><p>Omuz Eklemi Patolojileri:</p><p>Omuz ekleminin glenohumeral osteoartriti(kireçlenme), osteokondral lezyonlar, akromiyoklavikuler eklem osteoartriti, avasküler nekroz, romatoid artrit, Polimiyaljia romatika,  Psodogut, Gut hastalıları ve Skapulotorasik eklem patolojileri omuz ağrısı yapabilen hastalık veya bozukluklar arasında sayılabilir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/omuz-agrisini-tetikleyen-6-ned_1764016188_FSVLw4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Omuz Ağrısını Tetikleyen 6 Neden ! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/omuz-agrisini-tetikleyen-6-ned_1764016188_FSVLw4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart/15953/</link>
            <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart/15953/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 17:41:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Beslenme alışkanlıkları büyük ölçüde kültürel normlarla şekilleniyor</p><p>Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin, psikoloji ve antropoloji literatüründe önemli bir araştırma alanı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, 'Çeşitli kültürlerde beslenme alışkanlıkları ve yemekle ilgili sosyal pratikler büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillenir.' dedi.</p><p>Türk kültüründe aile ve arkadaşlarla birlikte yemek yemenin önemli bir sosyal etkinlik olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, 'Bol yiyecek sunulması ve bereket vurgusu yaygındır. Buna karşın Kuzey Avrupa kültürlerinde daha minimalist ve işlevsel bir yemek anlayışı görülür. Yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışlar, bu kültürel kodlardan etkilenebilir.' şeklinde konuştu.</p><p>Bulimia nervoza, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla ciddi sonuçlara yol açabilir!</p><p>Bulimia nervozanın, kontrol edilemeyen yeme krizleriyle başlayan ve bu davranışı telafi etmek için kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz ya da katı diyetler gibi yöntemlerin uygulandığı bir yeme bozukluğu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, 'Bireyler genellikle suçluluk, utanç ve yoğun kilo alma kaygısı yaşarlar. Fiziksel olarak normal kilo aralığında olsalar bile bu kaygı devam eder ve davranışlar çoğunlukla gizli gerçekleşir. Tedavi edilmediğinde hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir.' dedi.</p><p>Bulimia Nervoza ve Anoreksiya Nervoza arasındaki farklara ve benzerliklere değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi:</p><p>'Bulimia nervoza; hızlı ve kontrolsüz yeme, ardından telafi edici davranışlar ile karakterize edilir. Bu kişiler genellikle normal kilo aralığındadır. Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür. Tedavi edilmediğinde depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon gibi sorunlara neden olabilir.'</p><p>Güzellik baskısı gençlerde yeme bozukluklarına yol açabiliyor!</p><p>Toplumsal normların, medya etkisinin ve kişisel özgüvenin, insanların dış görünüşe verdiği önemi belirlediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, 'Güzellik standartlarının yarattığı baskı, özellikle gençlerde beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarına zemin hazırlayabilir.' dedi.</p><p>Yeme bozukluklarının genetik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, 'Erken teşhis, semptomların şiddetlenmesini önlemek ve ciddi komplikasyonları engellemek açısından kritiktir. Psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve diğer uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip, hem fiziksel hem ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olur. Komorbid durumların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır.' ifadelerini kullandı.</p><p>Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir; düzenli takip ve profesyonel destek önemli!</p><p>Yeme bozukluklarıyla mücadelede bireyin kendi sağlık durumunu anlaması ve ihtiyaç duyduğunda profesyonel yardım almasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, 'Erken müdahale, uzun vadeli sorunların önüne geçebilir.' dedi.</p><p>Teşhisin genellikle bir psikiyatrist tarafından konduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, şöyle devam etti:</p><p>'Fiziksel muayene, kan testleri, elektrolit ölçümleri ve gerekirse görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Psikiyatrik değerlendirme ve yeme davranışının gözlemlenmesi teşhisin temel aşamalarıdır. Medikal tedavi, çeşitli psikoterapi yöntemleri ve diyetisyen desteği tedavinin temel bileşenleridir. Uygulanan yöntem bireyin ihtiyacına göre belirlenir. Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve profesyonel destek önemlidir. Hastanın kendi durumunu izlemesi ve gerektiğinde yardım alması nüks riskini azaltır. Multidisipliner ekip, tedavinin kişiye özel ve etkili ilerlemesini sağlar. Ekip çalışması hem fiziksel hem psikolojik açıdan bütünsel bir yaklaşım sunar.'</p><p>Belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı!</p><p>Ailelerin destekleyici, baskıcı olmayan bir tutum sergilemesinin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, 'Mevcut yeme rutinlerinin aşırı şekilde değiştirilmemesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stresin azaltılması iyileşme sürecine katkı sağlar. Ailenin hastalık belirtilerini tanıması ve profesyonel yardım aramada destek olması kritik önem taşır.' dedi.</p><p>Partnerlerin, kısıtlayıcı tutumlardan kaçınarak, belirtileri fark ederek ve duygusal destek sunarak tedavi sürecine olumlu katkıda bulunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, 'Yeme bozuklukları ciddi tıbbi sorunlara yol açabileceği için belirtileri fark eden bireylerin en kısa sürede bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaları önerilir. Tedavi süreci sabır gerektirir ve yakın desteği iyileşmenin önemli bir parçasıdır.' uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/yeme-bozukluklarinda-erken-mud_1763736059_E18hKc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yeme bozukluklarında erken müdahale şart! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/yeme-bozukluklarinda-erken-mud_1763736059_E18hKc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ekran bağımlılığı ağız sağlığını tehdit ediyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/ekran-bagimliligi-agiz-sagligini-tehdit-ediyor/15941/</link>
            <description><![CDATA[Günümüzde gençlerin ekran başında geçirdiği sürenin birçok sağlık sorununa neden olduğunu belirten uzmanlar, ağız sağlığının da bu durumdan olumsuz etkilendiğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/ekran-bagimliligi-agiz-sagligini-tehdit-ediyor/15941/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 16:23:34 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzun süre telefon veya bilgisayara dalmanın, diş fırçalama rutinlerini aksattığını ve çürük riskini artırdığını aktaran Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Ekran başında geçirilen süre çoğu zaman atıştırmalık tüketimiyle birleşiyor. Genellikle şekerli içecekler, çikolata, cips gibi kuru ve yapışkan gıdalar daha fazla tüketiliyor.' dedi. Gece telefon kullanımının uyku kalitesini düşürerek bağışıklığı zayıflatabildiğine ve diş eti iltihabını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Bahar, dijitali tamamen bırakmadan küçük günlük rutinler oluşturarak ağız sağlığının korunabileceğini aktardı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, dijital bağımlılığın özellikle gençlerde ağız sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine değindi ve küçük günlük önlemlerle bu etkilerin nasıl azaltılabileceği hakkında bilgi verdi.</p><p>Uzun süre ekran başında kalındığında diş fırçalamak unutulabiliyor!</p><p>Günümüzde ekran karşısında geçirilen sürenin artmasının, ağız sağlığı açısından da önemli olduğunu dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Özellikle gençler arasında dijital bağımlılığın yaygınlaşmasıyla birlikte ağız sağlığı da doğrudan etkilenmeye başladı.' dedi.</p><p>Ekran süresinin tek başına çürük ya da periodontal hastalık oluşturmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, 'Fakat beraberinde getirdiği yaşam tarzı değişiklikleri ağız sağlığını belirgin şekilde bozabiliyor. Uzun süre ekran başında kalındığında en sık görülen durum, bireyin günlük rutinlerini aksatması oluyor. Özellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde, telefon veya bilgisayara dalındığında diş fırçalama kolayca atlanabiliyor, ertelenebiliyor ya da tamamen unutuluyor.' şeklinde konuştu.</p><p>Gece telefon kullanımı diş eti iltihabını artırabiliyor</p><p>Ekran başında geçirilen sürenin çoğu zaman atıştırmalık tüketimiyle birleştiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Genellikle şekerli içecekler, çikolata, cips gibi kuru ve yapışkan gıdalar daha fazla tüketiliyor. Yeme sonrası ağız bakımı yapılmadığı için de bu durum çürük riskini ciddi şekilde artırıyor.' dedi.</p><p>Bir diğer önemli etkinin uyku düzeninin bozulması olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, şöyle devam etti:</p><p>'Özellikle gece telefon kullanımının artması melatonin üretimini etkiliyor, uyku kalitesini düşürüyor. Kalitesiz uyku ise hem bağışıklığı zayıflatıyor hem de periodontal  dokularda inflamasyonu (diş eti iltihabı) artırabilecek hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Buna ek olarak, uzun süre aynı pozisyonda ekrana bakmak boyun ve çene kaslarında gerginlik yaratarak ve çene ekleminde (tempromndibular-TME ) sorunlarını tetikleyebiliyor.'</p><p>Ekran süresinin artmasıyla, ağız hijyeni bozuluyor ve çürük oranları yükseliyor!</p><p>Beslenme düzeninin de dijital bağımlılığın en çok bozduğu alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Dijital platformlara dalmış bireylerde öğün atlama, gece geç saatlerde yemek yeme, şekerli içecek tüketiminin artması gibi davranışlar daha sık görülüyor.' dedi.</p><p>Bu yaşam tarzı bozukluklarının, çürük oluşumunu artırdığının birçok çalışmayla gösterilmiş durumda olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, 'Son yıllarda gençlerin ekran süresinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte ağız hijyeni davranışlarındaki bozulmanın ve çürük oranlarının yükseldiğine dair bulgular da giderek güçleniyor. Özellikle ergenlerde internet bağımlılığı oranlarının yüzde 15–30 arasında değiştiği bildiriliyor ve bu grubun ağız sağlığı davranışları, ekran süresi düşük olanlara göre belirgin şekilde daha zayıf.' açıklamasını yaptı.</p><p>Dijitali tamamen bırakmaya gerek yok; küçük günlük düzenlemeler bile çok etkili!</p><p>Risk grubundakilerin ağız sağlığını korumalarının mümkün olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, 'Öncelikle dijital kullanımın tamamen bırakılması gerekmiyor; ancak günlük rutinde bazı küçük düzenlemeler oldukça etkili oluyor.' dedi.</p><p>Yapılabilecek düzenlemeler hakkında önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Yemeklerden sonra telefon/tablet kullanılmadan önce kısa bir fırçalama rutini oluşturmak, ekran başında geçirilen sürede şekerli içecek ve atıştırmalıkları sınırlandırmak, su tüketimini artırmak, gece telefon kullanımını azaltmak ve uyku düzenini toparlamak ağız sağlığı üzerinde çok olumlu sonuçlar doğuruyor. Hatta dijital teknolojinin olumlu yönlerinden yararlanmak da mümkün. Fırçalama süresini takip eden uygulamalar, AI destekli diş fırçaları ve teledentistry gibi araçlar ağız bakımını destekleyebiliyor.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/ekran-bagimliligi-agiz-sagligi_1763558612_jvobAy.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ekran bağımlılığı ağız sağlığını tehdit ediyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/ekran-bagimliligi-agiz-sagligi_1763558612_jvobAy.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Malatya'da Sağlık Çalışanlarına Afet Farkındalık Eğitimi]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/malatya-da-saglik-calisanlarina-afet-farkindalik-egitimi/15920/</link>
            <description><![CDATA[Malatya İl Sağlık Müdürlüğü personeline, AFAD ve İtfaiye iş birliğiyle afet farkındalık ve yangın eğitimi verilerek yangın söndürme tatbikatı gerçekleştirildi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/malatya-da-saglik-calisanlarina-afet-farkindalik-egitimi/15920/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 21:38:12 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Sivil Savunma ve Seferberlik Hizmetleri Birimi koordinesinde, Malatya İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile Malatya İtfaiye Dairesi Başkanlığı iş birliğiyle sağlık personeline afet farkındalık ve yangın eğitimi verildi.</p><p>Eğitim programı kapsamında ayrıca yangın söndürme cihazı kullanım tatbikatı da başarıyla gerçekleştirildi.</p><p>Eğitimlerde, afetlere karşı bilinçlenmenin ve hazırlıklı olmanın önemi vurgulanırken, yangın anında doğru müdahale yöntemleri hakkında bilgi verildi. Katılımcılara yangın söndürme cihazlarının kullanımı uygulamalı olarak gösterilerek, pratik beceri kazandırıldı.</p><p>Program sonunda eğitimlere katılan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür edilirken, desteklerinden dolayı AFAD ve İtfaiye ekiplerine de teşekkür edildi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/malatya-da-saglik-calisanlarin_1762281491_gmwiG4.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Malatya'da Sağlık Çalışanlarına Afet Farkındalık Eğitimi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/malatya-da-saglik-calisanlarin_1762281491_gmwiG4.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzun süren ağrı ve uyuşukluk ihmal edilmemeli!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-ihmal-edilmemeli/15915/</link>
            <description><![CDATA[Omurga sorunlarında tedavi önceliği cerrahi olmayan yöntemlerde!]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-ihmal-edilmemeli/15915/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 21:28:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda uygulandığını belirten uzmanlar, cerrahi olmayan yöntemlerin uygulanmasının öncelikli olduğunu söylüyor.</p><p>Cerrahi olmayan yöntemlerin şikayetleri gidermede yetersiz kalması durumunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabildiğini aktaran Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, Acil cerrahi ise omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulanır. Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.' dedi. Ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik şikayetlerinin uzun süre devam etmesi halinde uzman hekime başvurmak gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, teknolojik gelişmeler sayesinde minimal invaziv yöntemler ve robotik cerrahi ile ameliyatların daha güvenli hle geldiğini vurguladı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi.</p><p>Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor!</p><p>Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, 'Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.' dedi.</p><p>Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, 'Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10&#39;luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.' şeklinde konuştu.</p><p>Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor!</p><p>Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, 'Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.' dedi.</p><p>Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor!</p><p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi:</p><p>'Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.'</p><p>Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı!</p><p>Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.' </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-i_1762280883_ONt9zX.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzun süren ağrı ve uyuşukluk ihmal edilmemeli! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-i_1762280883_ONt9zX.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Cilt ve Sindirim İçin Ananas]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/cilt-ve-sindirim-icin-ananas/15897/</link>
            <description><![CDATA[Vitamin ve mineral açısından zengin olan ananas suyu, sindirimden cilt sağlığına kadar birçok alanda fayda sağlıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/cilt-ve-sindirim-icin-ananas/15897/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 09 Sep 2025 23:08:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzmanlar, günlük bir bardak taze ananas suyunun bağışıklığı güçlendirdiğini, iltihapları azalttığını ve detoks etkisi yaptığını vurguluyor.</p><p> Sağlıklı beslenme trendleri arasında öne çıkan ananas suyu, içerdiği yüksek C vitamini ve antioksidanlarla adeta doğal bir ilaç etkisi yaratıyor. Uzmanlar, özellikle taze sıkılmış ananas suyunun düzenli tüketilmesinin hem bağışıklık sistemini güçlendirdiğini hem de sindirim sistemine destek verdiğini belirtiyor.</p><p>Ananasta bulunan bromelain enzimi, proteinlerin daha kolay sindirilmesini sağlarken şişkinlik ve hazımsızlık sorunlarını azaltıyor. Aynı enzim, iltihap giderici özelliği sayesinde romatizma, eklem ağrıları ve spor yaralanmalarında oluşan ödemi hafifletiyor.</p><p>Düşük kalorili yapısıyla diyet listelerinde de kendine yer bulan ananas suyu, doğal şeker içeriğiyle tatlı ihtiyacını sağlıklı bir şekilde karşılıyor. Potasyum açısından zengin olmasıyla tansiyonu dengeliyor, kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı oluyor.</p><p>Uzmanlar, ananas suyunun ciltte kolajen üretimini desteklediğini ve cildin daha parlak görünmesine katkı sağladığını da ifade ediyor. Düzenli tüketim, vücuttaki toksinlerin atılmasını hızlandırarak detoks etkisi yaratıyor.</p><p>Beslenme uzmanları, hazır paketli meyve suları yerine katkısız ve taze sıkılmış ananas suyunun tercih edilmesini öneriyor. Böylece hem vitamin ve mineral kaybı önlenmiş oluyor hem de vücut en yüksek faydayı sağlıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/cilt-ve-sindirim-icin-ananas_1757448488_geLCBJ.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Cilt ve Sindirim İçin Ananas ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/cilt-ve-sindirim-icin-ananas_1757448488_geLCBJ.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Cep telefonu kamburluğu Yeni neslin sessiz tehlikesi!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-neslin-sessiz-tehlikesi/15871/</link>
            <description><![CDATA[Telefon ve tablet gibi teknolojik cihazların aşırı kullanımının omurgaya zarar verdiğini belirten uzmanlar, özellikle başın öne eğilmesiyle text neck adı verilen bir duruş bozukluğunun ortaya çıktığını söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-neslin-sessiz-tehlikesi/15871/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 14:06:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu durum, boyun ve sırt kaslarında gerginlik, baş ağrısı ve hatta fıtık gibi ciddi sorunlara yol açabileceğini kaydeden Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, 'Yanlış oturuş alışkanlığı kalıcı kamburluk veya bel fıtığına yol açabilir.' dedi.</p><p>Çocukluk ve ergenlik döneminin omurga gelişiminin en kritik olduğu dönem olarak tanımlayan Op. Dr. İdris Avcı, 'Uzun süreli tablet veya telefon kullanımı sırasında eğilme ve kambur durma, büyüme çağındaki kemiklerde şekil bozukluklarına neden olabilir. Omuzlarda öne kapanma, sırt kaslarında dengesizlik, omurgada eğrilikler görülebilir.' uyarısını yaptı. Omurga sağlığını korumak için de önerilerde bulunan Avcı, dik durmanın, düzenli esneme hareketleri yapmanın ve egzersizle karın ve sırt kaslarını güçlendirmenin büyük önem taşıdığını aktardı.</p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, telefon, tablet kullanımı ve yanlış oturma alışkanlıkları gibi duruş bozukluklarının omurga sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p><p>Sürekli başı öne eğmek omurgaya binen yükü artırıyor!</p><p>Telefonu başı öne eğerek kullanmanın &#39;text neck&#39; olarak bilinen tabloya yol açacağını dile getiren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, 'Baş öne eğildikçe omurgaya binen yük artar; örneğin normalde 5–6 kilogram olan baş ağırlığı, 45 derece öne eğildiğinde 20 kilograma kadar çıkabilir.' dedi.</p><p>Bu durumun boyun kaslarında aşırı gerginlik, sırt ağrısı, baş ağrısı ve ilerleyen dönemde disklerde yıpranma ve fıtık riskini artırdığını ifade eden Avcı, uzun vadede omurga dizilimini bozarak kalıcı duruş bozukluklarına zemin hazırlayacağını vurguladı.</p><p>Duruş bozukluğuyla başlayarak kalıcı hale gelebilir!</p><p>Yanlış oturuş alışkanlığının kalıcı kamburluk veya bel fıtığına yol açabileceğini kaydeden Op. Dr. İdris Avcı, 'Özellikle uzun süre masa başında kambur oturmak omurgada kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir.' dedi.</p><p>Genç yaşlarda &#39;duruş bozukluğu&#39; şeklinde başlayan kamburluğun, ilerleyen yıllarda kemik yapının uyum sağlamasıyla kalıcı hale geleceğini aktaran Avcı, 'Aynı şekilde, sürekli öne eğilerek veya destek almadan oturmak bel bölgesindeki disklerin üzerine fazla yük bindirir. Bu da zaman içinde bel fıtığı gelişimine zemin hazırlayabilir.' açıklamasını yaptı.</p><p>Çocukluk ve ergenlikte tablet/telefon kullanımı omurga gelişimini olumsuz etkiliyor!</p><p>Çocukluk ve ergenlik dönemini omurga gelişiminin en kritik olduğu dönem olarak tanımlayan Op. Dr. İdris Avcı, 'Uzun süreli tablet veya telefon kullanımı sırasında eğilme ve kambur durma, büyüme çağındaki kemiklerde şekil bozukluklarına neden olabilir. Omuzlarda öne kapanma, sırt kaslarında dengesizlik, omurgada eğrilikler görülebilir. Ayrıca hareketsizlik obezite, kas zayıflığı ve genel sağlık sorunlarına da yol açar.' uyarısını yaptı.</p><p>Günlük hayatta omurgayı korumak için edinilebilecek basit alışkanlıklara değinen Avcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Dik durmayı unutmayın. Telefonu göğüs hizasında kullanın, başınızı eğmeyin. Çalışma masanızı boyunuza uygun ayarlayın, monitörünüz göz hizasında olsun. Uzun süre oturmayın; her 30–40 dakikada bir kalkıp esneme hareketleri yapın. Düzenli egzersiz yapın. Özellikle core (karın ve sırt) kaslarını kuvvetlendirmek, omurgayı korur. Orta sertlikte yatak kullanın ve uzun süre yüzüstü yatmaktan kaçının.' </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-n_1756897549_iB0EqC.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Cep telefonu kamburluğu Yeni neslin sessiz tehlikesi! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-n_1756897549_iB0EqC.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yazın Çok Su Tüketmek Faydalı mı, Zararlı mı?]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/yazin-cok-su-tuketmek-faydali-mi-zararli-mi/15864/</link>
            <description><![CDATA[Sıcak havaların etkili olduğu yaz aylarında uzmanlar, sağlıklı yaşam için yeterli miktarda su tüketiminin önemine dikkat çekiyor]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/yazin-cok-su-tuketmek-faydali-mi-zararli-mi/15864/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 13:44:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sıcak havaların etkili olduğu yaz aylarında uzmanlar, sağlıklı yaşam için yeterli miktarda su tüketiminin önemine dikkat çekiyor. Ancak, 'ne kadar çok su, o kadar iyi' düşüncesinin her zaman doğru olmadığına vurgu yapılıyor.</p><p>Uzmanlara göre, insan vücudu için su hayati öneme sahip. Terleme yoluyla kaybedilen sıvının yerine konması, vücut ısısının dengelenmesi, organların sağlıklı çalışması için günde ortalama 2-2,5 litre su tüketilmesi öneriliyor. Fakat aşırı su tüketimi de sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p><p>Aşırı su böbreklere yük bindiriyor</p><p>Beslenme ve diyet uzmanları, gereğinden fazla su içmenin vücuttaki mineral dengesini bozabileceğini, böbrekleri zorlayabileceğini ve 'hiponatremi' adı verilen sodyum düşüklüğüne sebep olabileceğini belirtiyor. Bu durum baş ağrısı, mide bulantısı, kas krampları, hatta bilinç kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p><p>'Susamadan da su için, ama ölçülü olun'</p><p>Uzmanlar, özellikle yazın su tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek, 'Susamayı beklemeden su içmek doğru bir yaklaşımdır, ancak vücudun ihtiyaç duyduğu kadar su tüketmek gerekir. Özellikle spor yapanlar ve açık havada çalışanlar su kaybını dikkatle takip etmeli, aşırıya kaçmamalıdır' uyarısında bulunuyor.</p><p>Sağlık otoriteleri, günlük su ihtiyacının kişinin kilosu, yaşı, sağlık durumu ve fiziksel aktivitesine göre değiştiğini hatırlatıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/yazin-cok-su-tuketmek-faydali-_1756896246_kBP0Va.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yazın Çok Su Tüketmek Faydalı mı, Zararlı mı? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/yazin-cok-su-tuketmek-faydali-_1756896246_kBP0Va.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kuru Kayısının Sağlığa Faydaları]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/kuru-kayisinin-sagliga-faydalari/15843/</link>
            <description><![CDATA[Malatya'nın meşhur kuru kayısısı, sadece lezzetli bir atıştırmalık değil, aynı zamanda sağlık deposu. İşte bu sarı mucizenin vücudumuza sunduğu faydalar.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/kuru-kayisinin-sagliga-faydalari/15843/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 10 Aug 2025 15:31:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Malatya&#39;nın meşhur kuru kayısısı, sadece lezzetli bir atıştırmalık değil, aynı zamanda sağlık deposu. İşte bu sarı mucizenin vücudumuza sunduğu faydalar.</p><p>1. Sindirim Sistemini Düzenler<br>Kuru kayısı, lif açısından oldukça zengindir. Bu yüksek lif oranı sayesinde bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlık gibi sindirim sorunlarının önlenmesine yardımcı olur. Günde birkaç tane kuru kayısı yemek, sindirim sisteminizi daha düzenli çalıştırabilir.</p><p>2. Kansızlığa Birebir<br>Demir, kanımızdaki oksijen taşıyan hemoglobinin önemli bir bileşenidir. Kuru kayısı, iyi bir demir kaynağı olduğu için kansızlık (anemi) riskini azaltmaya yardımcı olur. Özellikle hamileler ve demir eksikliği olan kişiler için ideal bir besindir.</p><p>3. Kalp Sağlığını Destekler<br>Kuru kayısı, yüksek potasyum içeriği sayesinde kan basıncını dengelemeye yardımcı olur. Potasyum, kalp ritmini düzenler ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca içerdiği lifler, kolesterol seviyelerinin düşürülmesine de katkıda bulunur.</p><p>4. Göz Sağlığını Korur<br>Kuru kayısı, A vitamini ve beta-karoten açısından zengindir. Bu bileşenler, göz sağlığı için hayati öneme sahiptir. Düzenli olarak tüketildiğinde gece körlüğü gibi sorunların önlenmesine ve göz sağlığının korunmasına yardımcı olabilir.</p><p>5. Cilt Sağlığını İyileştirir<br>İçerdiği vitamin ve antioksidanlar sayesinde kuru kayısı, cilt sağlığını da olumlu etkiler. Cildin daha parlak ve canlı görünmesine yardımcı olurken, yaşlanma belirtilerini geciktirmeye de katkı sağlayabilir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/kuru-kayisinin-sagliga-faydala_1754829091_oLdZt3.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kuru Kayısının Sağlığa Faydaları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/kuru-kayisinin-sagliga-faydala_1754829091_oLdZt3.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İş ve Özel Hayat Dengesi Neden Önemli ?]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/is-ve-ozel-hayat-dengesi-neden-onemli/15789/</link>
            <description><![CDATA[Psikolog Duru Erdem konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/is-ve-ozel-hayat-dengesi-neden-onemli/15789/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 13 Jun 2025 16:51:12 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İş ve özel hayat dengesi, iş yaşamı ile kişisel hayatın birbirini destekleyerek uyum içinde ilerlemesidir. Bu denge, sadece bireysel mutluluğun ve sağlığın korunması için değil, aynı zamanda iş performansının sürdürülebilirliği için de çok önemlidir. Yoğun iş temposu, artan sorumluluklar ve iş dışı talepler, dengeyi kurmayı zorlaştırabilir. Denge sağlanamadığında ise stres, motivasyon kaybı ve tükenmişlik gibi olumsuz etkiler ortaya çıkar. Örneğin, yoğun bir günün sonunda evine dönen bir kişi, hala iş maillerini kontrol ediyor ve ertesi günkü işlerini düşünüyor olabilir. Bu durum hem özel yaşamındaki ilişkileri zayıflatır hem de iş performansını olumsuz etkiler.</p><p>Rol kuramına göre, hayatımızda birden çok sosyal rol üstleniriz; çalışan, ebeveyn, eş veya arkadaş gibi. Ancak bu roller aynı anda çatışabilir ya da üzerimizde aşırı yük oluşturabilir. Örneğin, önemli bir iş toplantısı ile çocuğun okul toplantısı aynı saate denk gelirse bu çatışma kişide stres yaratır. Ayrıca, mesai saatleri dışında devam eden iş sorumlulukları da aşırı yüklenmeye neden olur. Böyle durumlarda kişi hem iş hem de özel yaşamda tatminsizlik yaşayabilir. Sınır kuramı ise iş ve özel hayat arasındaki sınırların nasıl şekillendiğini açıklar. Bazı kişiler iş ve özel hayatı tamamen ayırırken, bazıları arasında bu sınırlar daha geçirgendir. Örneğin, evden çalışırken çocuk bakımı ile iş arasında geçiş yapmak gerekebilir. Sağlıklı bir denge için sınırların belirlenmesi önemlidir.</p><p>Günlük hayatımızdaki rol geçişleri de fiziksel, zihinsel ve duygusal düzeyde gerçekleşir. İşten eve geçiş yapmak sadece mekn değiştirmek değil, zihni ve duyguları da işten uzaklaştırmak anlamına gelir. Bu geçişlerin sağlıklı olması için iş çıkışı derin bir nefes almak, telefon bildirimlerini kapatmak veya akşam yemeklerinde sadece aile sohbetine odaklanmak gibi ritüeller faydalı olabilir.<br>Günlük hayatta farklı roller üstleniriz ve bu rollerin farkında olmak, onları yönetmek iş-yaşam dengesini sağlamada kritik öneme sahiptir. İşte, yönetici, aile üyesi ya da kişisel zaman gibi farklı roller için zaman ayırmak ve bu zamanları doğru kullanmak gerekir. Zaman bloklama yöntemi, gün içinde iş ve özel hayat için ayrı zaman dilimleri belirleyerek verimliliği artırmaya yardımcı olur. Aynı şekilde, mesai sonrası telefon ve e-posta bildirimlerini kapatmak, sınırları korumak için basit ama etkili bir adımdır.</p><p>Rol farkındalığı sayesinde hangi anda hangi role odaklanılması gerektiği bilinir ve böylece stresi azaltmak mümkün olur. Önceliklendirme yaparak en önemli işler öne alınmalı, gereksiz yüklerden kaçınılmalıdır. Ayrıca, iş ve özel hayat arasındaki iletişimde beklentilerin net olması, destek alınması ve karşılıklı anlayışın sağlanması rol çatışmalarını azaltır. Kişisel bakım da iş-yaşam dengesinin sürdürülebilirliğinde büyük rol oynar; düzenli uyku, sağlıklı beslenme, egzersiz ve zihinsel molalar, hem bedeni hem de zihni güçlendirir.</p><p>Psikolog Duru Erdem,&#39;&#39;İş ve özel hayat dengesi, hem bireyin hem de çalıştığı kurumun başarısını artıran bir unsurdur. Bu dengeyi kurabilen ve sürdürebilen kişiler, işlerinde daha yüksek performans gösterir ve yaşamlarından daha fazla tatmin olurlar. Bu nedenle, dengeyi sağlamak için hem bireysel stratejiler geliştirmek hem de çalışma ortamlarının destekleyici olması gerekir.&#39;&#39;dedi.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/is-ve-ozel-hayat-dengesi-neden_1749822671_7BvZAE.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İş ve Özel Hayat Dengesi Neden Önemli ? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/is-ve-ozel-hayat-dengesi-neden_1749822671_7BvZAE.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Deprem Korkusuyla Baş Etmek İçin 7 Öneri!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/deprem-korkusuyla-bas-etmek-icin-7-oneri/15710/</link>
            <description><![CDATA[Depremler sadece binaları değil, ruhsal dünyamızı da derinden etkiliyor. Sarsıntıların olmadığı dönemlerde de bu etki devam ederek deprem korkusuna dönüşüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/deprem-korkusuyla-bas-etmek-icin-7-oneri/15710/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 12 May 2025 13:13:20 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Işıl Göğcegöz, deprem korkusuyla baş edebilmek için 7 öneri paylaştı.</p><p>Kişinin olası deprem riskleri nedeniyle kendisi ve sevdikleri için yoğun korku hissetmesi olarak tanımlanan deprem korkusu (Sismofobi, Seismophobia), bugün artık pek çok insanın ortak sorunu haline dönüştü. Sarsıntının getirdiği korku ve endişe insanlarda çaresizlik duygusunu ve anksiyeteyi de artırıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Işıl Göğcegöz anormal durumlara verilen anormal tepkilerin, bizi hayatta tutma amacı taşıdığını ve bu yüzden hepsinin çok doğal olduğunu belirtiyor. Ancak kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkileyen deprem korkusunun; baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, bulantı, hafıza bulanıklığı, dikkat sorunları, uyku bozukluğu ve anksiyete gibi başa çıkılması zor olan pek çok etkisi olduğuna dikkat çeken Göğceğiz, bu durumları yaşayan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini öneriyor.</p><p>Deprem Korkusu Nasıl Tedavi Ediliyor?<br>İlerleyen ve tedavi edilmeyen deprem korkusu, akut stres bozukluğu veya travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklara da kapı aralıyor. Oysa erken müdahale, sorunun derinleşmesini engelliyor. Kişiye özel uygulanacak tedavi yöntemlerinin, kişiye deprem korkusuyla başa çıkma becerisi kazandırmayı amaçladığını belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Işıl Göğcegöz, bazı basit önlemlerle yaşam kalitesinin artırılabileceğini söylüyor:  </p><p>1.    Destek İsteyin: Kendinizi güvende hissedeceğiniz bir yaşam alanında kalın. Yaşam alanınız riskliyse destek isteyin. <br>2.    Uzak Durun: Deprem korkusunu aktif tutan haberlerden ve sosyal medya paylaşımlarından mümkün olduğunca uzak durun. <br>3.    Güncelleyin: Temel yaşam ihtiyaçlarınız için hazırladığınız çantanızdaki malzemeleri belirli periyotlarla kontrol ederek güncelleyin.<br>4.    Teknolojiden yararlanın: Acil durumlar için kullanılan mobil uygulamaları telefonunuza indirin.</p><p>5.    Sabitleyin: Çevresel güvenliğe dair hazırlıklar rahatlamanızı sağlar. Evinizde devrilme riski taşıyan eşyalarınızı duvara sabitleyin.<br>6.    Paylaşın: Korku anlarınızda duygularınızı yakınlarınızla paylaşmaktan çekinmeyin.  <br>7.    Azaltın: Nefes ve gevşeme teknikleriyle sakinleşerek kaygınızı azaltın.  </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/deprem-korkusuyla-bas-etmek-ic_1747044798_VqYGf5.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Deprem Korkusuyla Baş Etmek İçin 7 Öneri! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/deprem-korkusuyla-bas-etmek-ic_1747044798_VqYGf5.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Konforculuk küresel bir hastalık halinde artıyor!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/konforculuk-kuresel-bir-hastalik-halinde-artiyor/15627/</link>
            <description><![CDATA[Nevzat Tarhan, "Rahatlık hastalıkları olarak sınırlı bir kavram var. Beş temel hastalık tanımlanmış.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/konforculuk-kuresel-bir-hastalik-halinde-artiyor/15627/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 07 Apr 2025 14:10:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bunlar ikisi fiziksel, üçü ise psikolojik ya da psikiyatrik hastalıklardır. dedi.</p><p>Kötülüğün sebeplerinden birisinin de insandaki konformist akımlar olduğunu vurgulayan Tarhan, konforculuğa karşı en önemli önerinin, kişinin sadece bireysel faydayı değil, toplumsal faydayı da gözetmesi olduğunu söyledi.</p><p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konforculuk konularını değerlendirdi.</p><p>Konforculuk küresel olarak bir hayatta artırıldı</p><p>Nevzat Tarhan, Konforun, 'konforculuk' ya da 'konformizm' olarak da bilindiğini dile getirdiği, 'Konfor, kişinin kendi rahatına düşkünlüğü şeklindedir. Alanı ise kişinin kendini en ve güvende tuttuğu alanı ifade eder. Türkçede &#39;rahatlık&#39; veya &#39;rahatına razı olduğu konforluk&#39; kavramları, rahatlığıyla karşılanıyor. Toplumsal normlardaki değişimler, değer yargılarının evrimi ve beklentilerin farklılaşması gibi konforculuğu beslenmiştir. dedi.</p><p>Beş temel hastalık hastalığı belirlendi</p><p>Tarhan, 'Rahatlık hastalıkları olarak tanımlanmış bir kavram var. Beş temel hastalık tanımlanmış. yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam sürüyor.' diye konuştu.</p><p>Psikiyatrik rahatlık sağlıkları neler?</p><p>Tarhan, 'İkincisi ise yalnızlıktır. Eğitim gibi emekle dolu bir süreçle uğraşmak yerine, ilgisiz dağılımları tercih eden ebeveynler, süreçli çocuklarıyla olan bağlarını gerçekleştirirler. Sonuç olarak aile bağları zayıflar ve bireyler yalnızlaşır. şeklinde konuştu.</p><p>Neden kötülük sıradanlaştı?</p><p>Kötülüğün sıradanlaşmasına işaret eden Prof. Dr. birisi de insandaki konformist yürüyüşlerdir.' ifadesinde bulundu.</p><p>Sahip olan kaybı korkusuyla kötülüğe karşı ses çıkaramıyorlar…</p><p>Tarhan, 'Nörobilim araştırmaları da bunu doğruluyor. dedi.</p><p>Konforu kaybetmemek için tavizler veriyorlar…</p><p>Dr. diye anlattı.</p><p>Kişi yalnız olup olmadığını anlarsa kendini kurtarırsın</p><p>Prof. Dr. için bazı bilgilere ihtiyaç duyuyor. Ancak sadece bilgi değil, normatif bilgi ipuçları da gerekli. Hayatı öğrenmek için bakıyoruz.' diye konuştu.</p><p>Evlilikte boşanma bir alternatif değil, bir sonuç!</p><p>Konforculuğun, insanların empati becerisinin ve toplumsal bağların arttığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p><p>'Empati, &#39;Başkalarının hakkı nerede başlıyor, benim hakkım nerede bitiyor?&#39; Ancak, bazı yaşam koçları ve hatta bazı psikologlar, insanlar sürekli &#39;Sen önemlin, boş ver eşini, öğrenmeyi, aileni...&#39; gibi kişisel mesajlar veriyor. Aile kutsal değil, sen kutsal olanı merkeze koyuyorlar. Karşı taraf kötü niyetli değilse, onunla uyum sağlayabilmek ve ideal bir çözüm bulmaktır. Evlilikte boşanma bir alternatif değil, bir sonuçtur. Tüm yollar denendikten sonra kaçınılmaz hale gelirse, elbette kabul edilebilir. Ancak önemli olan, tüm çabaları göstermeden, ilk fırsattan vazgeçmemektir.'</p><p>Mizaçlar farklı olabilir, ancak ortak bir gelecek için uyum içinde hareket etmek mümkün!</p><p>Yaşanan yalnızlığın en büyük nedenlerinden biri, bireyselliğin benmerkezcilik olarak algılama olduğunu kaydeden Prof. de geçerlidir. dedi.</p><p>Konfor bireysel olabildiği gibi grupsal da oluyor!</p><p>Konforun sadece bireysel bir kavram olarak anlaşıldığını bireysel bireysel rahatlığın ötesinde, grupsal konforun da var olduğunu dile getiren Prof. ifadesinde bulundu.</p><p>Aile kurtarıldığında, kendine de güvende olur!</p><p>Tarhan, 'Günümüzdeki uyumsuzluğun nedeni temel amaçsızlıktır. İnsanlar yalnızca kendi bireysel olarak odaklandığında, toplumsal uyum bozulur. Konforculuğa karşı en önemli öneri, kişinin yalnızca bireysel faydayı değil, toplumsal faydayı da gözetmesidir. Aile olduğunda, de olur.' Şekilli şekiller tamamlandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/konforculuk-kuresel-bir-hastal_1744024217_hmGvDN.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Konforculuk küresel bir hastalık halinde artıyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/konforculuk-kuresel-bir-hastal_1744024217_hmGvDN.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bayramda Tatlıyı Nasıl Tüketmeli?]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/bayramda-tatliyi-nasil-tuketmeli/15601/</link>
            <description><![CDATA[Bayramların olmazsa olmazı tatlılar yine sofralarda yerini alacak. Uzmanlar aşırı tatlı tüketimine karşı uyarıyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/bayramda-tatliyi-nasil-tuketmeli/15601/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 22:49:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dengesiz tatlı tüketimi hem beden hem zihin sağlığını etkiliyor.<br>Bayramlar, ailelerimizin ve sevdiklerimizin bir araya geldiği, lezzetli yemeklerin, tatlıların sofralarda çokça yer bulduğu en özel zaman dilimlerindendir. Ancak bu karşı konulması zor tatların verdiği keyfin yanı sıra sağlık üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.<br>Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri&#39;nden Diyetisyen Zehra Elban, bayramda özellikle tatlı tüketimine dikkat edilmesi gerektiğinin altını önemle çizdi:<br>Şeker ve yüksek tatlı tüketimleri kan şekeri seviyelerini hızlıca yükseltip düşürebilir, bu da kısa vadede yorgunluk, halsizlik gibi şikyetlere yol açabilir. Aşırı tatlı tüketiminin uzun vadede; diş çürükleri, kilo alımı, diyabet ve kalp rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği de unutulmamalıdır. Aynı zamanda uzun vadede damak tadı şekere daha da duyarlı hale gelebilmektedir. <br>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şeker tüketiminin günlük toplam enerji alımımızın %10&#39;undan az olması gerektiğini vurgulayan yönergeler yayınlamıştır. Daha da sağlıklı bir beslenme için, şeker alımının %5&#39;in altına düşürülmesi önerilmektedir. Bu, birçok sağlık sorununun önlenmesine yardımcı olabilir. Amerikan Kalp Derneği ise, şeker tüketimini daha da sınırlandırarak, yetişkin kadınlar için günde 20 gram, erkekler için ise 36 gram şeker tüketimini tavsiye etmektedir. Bu yönergeler, tatlıların ve şekerli gıdaların aşırı tüketiminin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi için önemli bir rehberdir.<br>Küçük Porsiyonlarla Yetinmeliyiz<br>Bayramların günlük tüketilmesi gereken şeker miktarlarının aşıldığı bir dönem olduğunu belirten, Acıbadem LifeClub diyetisyenlerinden Zehra Elban, 'Sağlığınızı korumak için birkaç basit adımla günlük aldığınız şeker miktarını azaltabilirsiniz.  İlk olarak, tatlıları porsiyon kontrolüyle tüketmeye özen gösterin; aşırıya kaçmadan, sadece bir veya iki küçük porsiyonla yetinmek ideal olacaktır. Çok çeşitli bir tatlı ikramıyla karşı karşıyaysak hepsinden bir çatal tadımlık da alabiliriz. Şeker yerine doğal tatlandırıcılar veya meyve bazlı tatlılar tercih ederek daha sağlıklı alternatifler oluşturabilirsiniz. Bu noktada hurma, hurma özü, keçiboynuzu unu kullanılarak yapılmış doğal tatlılar veya sütlü tatlı, kabak tatlısı, ayva tatlısı gibi tatlılar tercih edebilirsiniz. Bayramda tatlı yemektense, sevdiklerinizle birlikte daha fazla sosyal zaman geçirerek tatlıyı sadece fiziksel bir ödül değil, aynı zamanda duygusal bir deneyim haline getirebilirsiniz. Bu şekilde, hem bayramın tadını çıkarabilir hem de sağlığınızı riske atmamış olursunuz' dedi.<br>Tatlıları Duygusal Tatmin Aracına Dönüştürmeyin<br>Dyt. Zehra Elban, dengeli tatlı tüketiminin bedenen ve ruhen iyilik halini sağlamada önemli olduğuna dikkat çekerek sözlerini tamamladı: 'Bayramda tatlılar genellikle mutluluk, paylaşım ve geleneklerle özdeşleşmiştir; bu nedenle tatlı yeme alışkanlığı bazen duygusal bir tatmin arayışına dönüşebilir. Ancak, tatlıları sadece duygusal bir ödül veya stres atma aracı olarak görmek yerine, bayramda sağlıklı tercihler yaparak ruh halinizi dengeleyebilirsiniz. Tatlıyı yavaşça ve keyifle yemek, sevdiklerinizle birlikte geçirilen anların tadını çıkarmak, psikolojik anlamda tatmin olmanıza yardımcı olabilir. Ayrıca, tatlıyı sınırlı bir şekilde tüketmek, kontrolü elinizde tutarak daha huzurlu ve sağlıklı bir bayram geçirmenizi sağlar. Bu yaklaşım, hem bedensel hem de ruhsal sağlığınıza fayda sağlar.'<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/bayramda-tatliyi-nasil-tuketme_1742932183_Xv7WyE.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bayramda Tatlıyı Nasıl Tüketmeli? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/bayramda-tatliyi-nasil-tuketme_1742932183_Xv7WyE.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Huzursuz Bacak Sendromu Uykusuz Bırakıyor !]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/huzursuz-bacak-sendromu-uykusuz-birakiyor/15596/</link>
            <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/huzursuz-bacak-sendromu-uykusuz-birakiyor/15596/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 00:47:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Huzursuz Bacak Sendromu nedir ?</p><p>Huzursuz Bacak Sendromu istirahatte (kara ve havayolu seyahatlerinde dahi yaşanabilir) veya uyurken bacak ağrısı, kramp, karıncalanma, kaşıntı ve yanma hissi ile kendini belli eden bir semptomlar bütünü olup, bacaklar dışında vücudun başka yerlerinde de ortaya çıkabilir. Hastaların birçoğu, önleyemedikleri bir hareket etme mecburiyetinden (dayanılmaz dürtüsel hareket ettirme gereksinimi) yakınmakta ve hastalık kaynaklı uyku problemi yaşamaktadırlar.</p><p>Belirtileri nelerdir ?</p><p>Huzursuz bacak sendromunun belirtileri: bacak ağrısı ve hareket ettirme mecburiyeti(kolları da etkileyebilir), kramp, uyuşmak hissi, karıncalanma, kaşıntı ve yanma olabilmektedir. Şikayetlerin kötüleşmesi veya sıklığının artması uyku kalitesini ciddi etkilemekte ve depresyon, panik bozukluk ve agresif tavırlara neden olabilmektedir. Genellikle yavaş başlayıp tedrici olarak artış göstermektedir. Bacaklarda hissedilen huzursuzluk hissini birçok hastalık sağlayabiliyor. Huzursuz bacak sendromunda görülen bacak şikayetleri genellikle bacakların hareket ettirilmesiyle rahatlayabilmektedir, bu bulgular durgunlaşmış dokuda meydana gelmektedir. Bulgular gün sonuna doğru, uzun istirahat ve gece yarısında insanları daha çok rahatsız ediyor. Genetik kökenli olabileceği gibi diyabet, hamilelik, hipotroidi, ağır metal toksinleri, polinöropati, hormonal hastalıklar, Romatoid Artrit, Fibromiyalji Sendromu, Miyofasiyal Ağrı Sendromu, Disk Hernileri(fıtıklar), Kas hastalıklar, kansızlık, üremi, sigara içme, kafein, alkol, böbrek yetmezliği, bacaklarda kan dolaşımı yetersizliği, bazı ilaçlar nedeni ile de meydana gelebilmektedir.</p><p>Hastalık en çok kimlerde görülür ?</p><p>Huzursuz bacak daha çok kadınlarda görülmekle birlikte erkeklerde ve gebelik döneminde de görülebilmektedir.</p><p>Tanısı nasıl konulur ?</p><p>Huzursuz  bacak sendromu görüntüleme yöntemleriyle veya kan tetkikleri ile ortaya çıkmamaktadır. Hastaların şikayetlerine göre teşhis konulmaktadır. Tanıyı koyabilmek için bacakları hareket ettirme ihtiyacı duyma bulgusu ön planda tutulmaktadır. Bazı hastaların değişik ifadeleri olabilmektedir. Bacaklarının gece ağrı makinası gibi rahatsız ettiği, kaslarını mengene gibi sıkıştırdığı, sanki bacaklarında karınca geziyormuş hissi deneyimlediklerini ifade etmekteler. Bu şikayetlerin hareket etmekle geçtiği veya hafiflediği görülmektedir.</p><p><br>Tedavisi nedir ?</p><p>Huzursuz  bacak sendromu belirtilerinin görüldüğü hastalarda detaylı bir muayene ile sorunun kaynağının saptanması büyük önem taşır. Tedavi görmeyen hastalarda, gündüz aşırı uyku hali, sıklıkla günlük yaşamlarında, işlerinde, sosyal ilişkilerinde problemler, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, depresyona yatkınlık sık görülür. Huzursuz bacak sendromunun tedavisinde hastalığın altında yatan nedenleri (demir eksikliği, diyabet vs.) tedavi etmek amacı ile ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca kesin tanılı hastalarda İlaç tedavisi olarak dopamin düzeyini artırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Hafif hastalık belirtisi gösteren hastalarda günlük egzersizler, masajlar, soğuk veya sıcak uygulamalar belirtilerin hafiflemesine yardımcı olur. Ayrıca hastalığın ortaya çıkmasına neden olan ilaçların kullanımının kısıtlanması gerekir. Alkol, kahve, çikolata ve sigara kullanımı sonlandırılmalıdır. Parkinson hastalığı, böbrek hastalığı, varis, romatizmal bir hastalıkları var ise öncelikle tedavi edilmelidir.  Vitamin(özellikle B12 ve D- vitamini,) ve mineral(Magnezyum) eksiklikleri giderilmelidir. Hastaların tedavisinde kısıtlı kalınmamalı; Nöralterapi, Manuel terapi, Prolotrapi, Kupa terapi, Kinezyolojik bantlama, Ozon terapi ve çok güncel bir tedavi yaklaşımı olan rejeneratif tedavi seçenekleri hastanın hizmetine sunulmalıdır. Tedaviye, hastanın şikayetleri kayboluncaya kadar devam edilmelidir.    <br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/huzursuz-bacak-sendromu-uykusu_1742852844_vtpsw4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Huzursuz Bacak Sendromu Uykusuz Bırakıyor ! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/huzursuz-bacak-sendromu-uykusu_1742852844_vtpsw4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Mutlu Bir Ağız, Mutlu Bir Zihin!]]></title>
            <link>https://www.rasajans.com/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-zihin/15584/</link>
            <description><![CDATA[Ağız ve diş sağlığının, yalnızca fiziksel sağlık değil, zihinsel iyilik hali için de büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, her iki durumun da birbirini tetikleyebildiğini söylüyor.]]></description>
            <guid>https://www.rasajans.com/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-zihin/15584/</guid>
            <category domain="https://www.rasajans.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 02:13:38 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu yıl, kötü ağız sağlığının yaşam kalitesini nasıl olumsuz etkileyebileceği konusunda farkındalık yaratmak ve sağlıklı bir ağzın ruhsal sağlık açısından önemini vurgulamak amacıyla 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü teması &#39;Mutlu Bir Ağız, Mutlu Bir Zihin&#39; olarak belirlenmişti. Bu kapsamda Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran ile Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, psikolojik sorunların ağız ve diş sağlığını, kötü ağız sağlığının da zihin sağlığını nasıl etkilediğine açıklık getirdi.<br>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran ile Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, bu yıl ki teması &#39;Mutlu Bir Ağız, Mutlu Bir Zihin&#39; olan 20 Mart Dünya Diş Sağlığı Günü kapsamında ağız ve diş sağlığı ile zihin sağlığı arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.<br>Stres ve anksiyetesi yüksek bireylerde birçok ağız sağlığı sorunu görülebiliyor<br>Stres ve anksiyetesi yüksek bireylerde, ağız sağlığı üzerinde çeşitli olumsuz etkiler görülebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, 'Bu durumlar, diş gıcırdatma (bruksizm), ağız kuruluğu ve diş eti hastalıkları gibi problemlere yol açabilir.' dedi.<br>Stres ve anksiyetenin, özellikle gece uykuda diş gıcırdatmaya neden olarak dişlerin aşınmasına, çene ağrılarına ve baş ağrılarına neden olabileceğine vurgu yapan Karaduran, 'Bruksizmi azaltmak için, günlük stres yönetimi tekniklerini uygulamak faydalı olabilir. Ayrıca bruksizmi engellemek için bir diş hekimi tarafından önerilen gece plağı veya koruyucu diş aparatı kullanmak da etkili olabilir.' şeklinde konuştu.<br>Stres, bağışıklığı ve yeme alışkanlıklarını etkileyerek ağız ve diş sağlığını tehdit edebiliyor <br>Stresin, bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini ve bunun da diş eti iltihaplarına, diş eti kanamalarına ve periodontitis gibi daha ciddi sorunlara yol açabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, sözlerini şöyle sürdürdü:<br>'Stresin bağışıklık sistemini zayıflatıcı etkisini dengelemek için ağız hijyenine çok dikkat edilmesi gerekir. Günde en az iki kez diş fırçalamak ve günlük diş ipi kullanmak büyük önem taşır. Ayrıca, düzenli diş hekimi kontrolleri ve profesyonel temizlikler de gerekir.<br>Stresli dönemlerde yemek alışkanlıkları değişebilir. Stres altındaki bireyler genellikle asidik, şekerli ve işlenmiş gıdalara yönelebilir, bu da diş çürüklerine neden olabilir. Stresli bireyler, diş sağlığını koruyabilmek için dengeli, lifli ve taze meyve-sebze bakımından zengin bir diyet tercih etmelidir. Ayrıca, diş sağlığını destekleyen kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar ile çinko ve fosfor açısından zengin besinler tüketilmelidir.'<br>Ağız sağlığı sorunlarının yarattığı sürekli rahatsızlık, günlük yaşamı kısıtlayabiliyor!<br>Psikolojik sağlık ve ağız sağlığı arasındaki ilişkinin, çoğu zaman göz ardı edilen ancak bilimsel araştırmalarla giderek daha fazla ortaya konan önemli bir konu olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir ise 'Beynimiz ve ağzımız, yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik ve nörolojik düzeyde de güçlü bir bağa sahiptir.' dedi.<br>Ağız sağlığının, bireyin genel sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Demir, 'Diş ve diş eti hastalıkları sadece fiziksel rahatsızlıklara yol açmakla kalmaz, aynı zamanda ruh halimizi, özgüvenimizi ve hatta sosyal yaşantımızı da doğrudan etkileyebilir. Yapılan çalışmalar, kötü ağız sağlığına sahip bireylerde depresyon, anksiyete ve stres seviyelerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun temel nedenlerinden biri, kronik ağız sağlığı sorunlarının yarattığı sürekli rahatsızlık hissi ve bu durumun günlük yaşama getirdiği kısıtlamalardır.' şeklinde konuştu.<br>Diş sağlığı problemleri depresyon ve anksiyete bozukluklarının tetikleyicisi olabilir!<br>Diş kaybı, kötü nefes veya diş eti problemleri gibi durumların, bireylerin kendilerini toplum içinde rahat hissetmelerini zorlaştırabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, uyardı:<br>'Gülümsemekten kaçınma, konuşurken kendini saklama ve sosyal ortamlardan uzak durma gibi davranışlar, zamanla özgüven kaybına ve sosyal izolasyona neden olabilir. Bu durum, depresyon ve anksiyete bozukluklarının tetikleyicisi haline gelebilir. Ayrıca, estetik kaygılar nedeniyle sosyal etkileşimlerden kaçınan bireyler, iş ve özel hayatlarında da zorluklar yaşayabilir.'<br>Ağız sağlığını korumak, yalnızca fiziksel rahatlık değil, psikolojik iyi oluş da sağlar…<br>Bruksizm, yani diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığının, ağız sağlığı ve zihinsel sağlık arasındaki güçlü bağlantının en net örneklerinden biri olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 'Genellikle stres, anksiyete ve duygusal baskılarla ilişkilendirilen bu durum, ağız ve diş sağlığını olumsuz etkilemesinin yanında çene ağrılarına ve baş ağrılarına neden olabilir. Aynı zamanda uyku kalitesini de olumsuz etkileyerek bireyin genel yaşam kalitesini düşürebilir. Bruksizmin kontrol altına alınması için stres yönetimi teknikleri, bilinçli farkındalık çalışmaları ve gerektiğinde psikoterapi desteği önemli bir rol oynar.' dedi.<br>Ağız sağlığının korunmasının, yalnızca fiziksel rahatlık sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda psikolojik iyi oluşa da katkıda bulunacağının altını çizen Demir, sözlerini şöyle tamamladı:<br>'Ağız hijyenine özen göstermek, bireyin kendine bakma alışkanlıklarını geliştirmesine yardımcı olur ve bu durum psikolojik olarak kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Diş sağlığına yönelik yapılan günlük bakım ritüelleri, bireylerde kontrol duygusunu artırarak stres seviyelerini düşürebilir. Ayrıca, sağlıklı bir ağız, gülümseme konusunda özgüven kazandırarak sosyal kaygıları azaltabilir.' Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.60072</p><p>Bilgi için: İletişim Ofisi Halkla İlişkiler Ajansı <br>Meryem Agan / meryem.agan@iletisimofisi.com / 0536 513 49 69</p><p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hakkında:<br>Akademik gücünü Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi&#39;nin tecrübeli kadrosundan alan Üsküdar Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi- Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, alanında uzman diş hekimleri ile kişiye özgü ağız ve diş sağlığı hizmeti sunuyor. İlgi, bilgi ve tecrübeyi aynı çatı altında buluşturan, SGK anlaşması da olan Üsküdar Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi- Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#39;nde; protez, diş eti hastalıkları, çene cerrahisi, çocuk diş hekimliği, endodonti, ortodonti gibi pek çok farklı branşta tam teşekküllü hizmet sunuluyor. Otizm, gelişim geriliği gibi özel hasta gruplarının diş tedavileri de, tam donanımlı ameliyathanede ve genel anestezi altında gerçekleştiriliyor. Ayrıca dudak-damak yarığı, konuşma rahatsızlıkları ve yaşlılarda diş estetiği konularında da hizmet veriliyor.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.rasajans.com/c/80/1280x720/s/dosya/haber/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-zihin_1742426017_Z4pxqU.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Mutlu Bir Ağız, Mutlu Bir Zihin! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.rasajans.com/c/80/370x208/s/dosya/haber/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-zihin_1742426017_Z4pxqU.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Ras Ajans ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Ras Ajans</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>